Son Dakika: Gelibolu’da Ahilik Haftası’nda Anlamlı Ziyaretler *** Çanakkale’de “Köyümde Yaşamak İçin Bir Sürü Nedenim Var” Projesi Başladı *** Çanakkale’de Yılın Ahisi Bedia Çakıroğlu Sarı Oldu *** ÇOMÜ’lü Ece Demir’den Tarihi Başarı *** Gökçeada’daki 2 Bin 400 Yıllık İkiz Lahit Mezar Tarih Meraklılarını Bekliyor *** WhatsApp İletişim: 05437951277

Gelibolu’nun Altında Gaz Olabilir; Peki Üstündeki Hayatın Değeri Ne?

Yerli ve Milli Parti Gelibolu İlçe Başkanı, Stratejik Sistem Mimarı Levent Zebek, “Trakya Petrol ve Doğal Gaz Arama ve Üretim Projesi” kapsamında bir basın açıklaamsı yaptı. Zebek yaptığı açıklamada şunları..

Gelibolu’nun Altında Gaz Olabilir; Peki Üstündeki Hayatın Değeri Ne?
Yayınlanma: 20 Okuma

Yerli ve Milli Parti Gelibolu İlçe Başkanı, Stratejik Sistem Mimarı Levent Zebek, “Trakya Petrol ve Doğal Gaz Arama ve Üretim Projesi” kapsamında bir basın açıklaamsı yaptı.

Zebek yaptığı açıklamada şunları ifade etti:

Enerjiye ihtiyacımız var.
Ama toprağa da…
Suya da…
Tarım üretimine de…
Ve bütün bunlardan daha önemlisi, ne yapıldığını bilmeye hakkımız var.

5 Eylül 2026 tarihli ve 33361 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 11738 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı, “Trakya Petrol ve Doğal Gaz Arama ve Üretim Projesi” kapsamında önemli bir sürecin önünü açtı.

Karar; TPAO tarafından yürütülecek petrol ve doğal gaz faaliyetleri için ihtiyaç duyulacak taşınmazların; sondaj lokasyonları, yollar, boru hatları, enerji nakil hatları, üretim kampları, idari alanlar ve depolama tesisleri amacıyla acele kamulaştırılmasına veya bunlar üzerinde geçici ya da sürekli irtifak hakkı kurulmasına imkân tanıyor.

Gelibolu da bu sürecin içinde.

Fakat önce önemli bir bilgi kirliliğini ortadan kaldıralım:

Ruhsat sahasının tamamı kamulaştırılmış değildir.

Geniş bir alanın petrol ruhsatı içerisinde bulunması, o alanın tamamına sondaj yapılacağı veya bütün arazilerin vatandaşın elinden alınacağı anlamına gelmez. Kamulaştırmanın proje için ihtiyaç duyulacak taşınmazlarda uygulanması öngörülmektedir.

Meseleyi büyütmek için gerçeği büyütmeye ihtiyacımız yok.

Çünkü gerçeğin kendisi zaten yeterince önemlidir.

GELİBOLU’DA ARTIK YALNIZCA BİR İHTİMALİ KONUŞMUYORUZ

Araştırmalarda Gelibolu açısından en somut tablo Bolayır’da karşımıza çıkıyor.

Bolayır çevresinde Çimpe-1 ve Çimpe-2 doğal gaz arama projeleri bulunuyor. Çimpe-1 için yol ve lokasyon yapımı ihale aşamasına kadar gelmiş durumda.

Çimpe-2 ise Bolayır Koyun Dere mevkiinde, AR/TPO/K/H17-A numaralı ruhsat sahası içerisinde planlanıyor.

Açıklanan proje alanı yaklaşık 26,5 dekar ve ilgili parseller tarım niteliğinde.

Çimpe-1 ile birlikte yalnızca bu iki sondaj lokasyonunun doğrudan arazi kullanımının yaklaşık 46,5 dekara ulaşması söz konusu.

Bu rakam tek başına Gelibolu tarımı açısından devasa görünmeyebilir.

Fakat asıl soru 46,5 dekar değildir.

Asıl soru şudur: Bu iki kuyu başlangıç mı, sonuç mu?

Ekonomik miktarda doğal gaz bulunması hâlinde yeni üretim kuyuları, yollar, toplama hatları, doğal gaz boru hatları, enerji bağlantıları ve diğer üretim tesisleri gündeme gelebilir.

İşte çevresel değerlendirmenin de burada yalnız tek tek kuyular üzerinden değil, kümülatif etki üzerinden yapılması gerekir.

Bir kuyu küçük görünebilir.

Bir yol önemsiz görülebilir.

Bir boru hattı dar bir koridor olabilir.

Ama bilim bize şunu sorar:

Hepsini topladığınızda ne oluyor?

Gerçek çevresel ve tarımsal bilanço ancak bu soruya cevap verildiğinde ortaya çıkar.

BİLDİĞİMİZLE ENDİŞE ETTİĞİMİZİ KARIŞTIRMAYALIM

Bugün bildiğimiz şudur:

Bolayır’da somut doğal gaz arama projeleri vardır. Tarım niteliğindeki alanlarda sondaj lokasyonları planlanmıştır ve 11738 sayılı karar ihtiyaç duyulacak taşınmazlar bakımından acele kamulaştırmaya hukuki zemin sağlamaktadır.

Bugün henüz bilmediğimiz ise şudur:

Kaç yeni kuyu açılacak?

Ekonomik rezerv bulunacak mı?

Üretim hangi ölçekte olacak?

Boru hatları nereden geçecek?

Toplam kaç dekar tarım veya mera alanı etkilenecek?

Su kaynaklarında ölçülebilir bir değişiklik meydana gelecek mi?

Bunların cevabı bugün kesin değildir.

Bu ayrımı özellikle yapıyorum.

Çünkü bilimsel düşünce endişeyi küçümsemek değil, endişeyi veriyle sınamaktır.

FRACKING MESELESİNDE DE GERÇEĞİ KONUŞALIM

TPAO’nun geçmiş yıllarda Trakya’daki bazı kuyularda hidrolik çatlatma uyguladığı kendi faaliyet raporlarında yer almaktadır.

Fakat bundan hareketle Gelibolu’daki her kuyuda hidrolik çatlatma yapılacağını söylemek doğru değildir.

Mevcut Çimpe proje bilgilerinde hidrolik çatlatma yönteminin uygulanmayacağı belirtilmektedir.

Ancak fracking yapılmaması, sondajın hiçbir çevresel etkisinin bulunmadığı anlamına gelmez.

Çimpe-2 projesinde yaklaşık 1.200 metreküp sondaj sıvısı kullanılmasından ve buna uygun kapasitede sızdırmaz sondaj çamuru havuzundan söz edilmektedir.

Dolayısıyla yalnız:

“Fracking yapılacak mı?”

diye sormak yetmez.

Sondaj sıvıları nasıl yönetilecek?

Atık sondaj çamuru nereye götürülecek?

Sızıntı nasıl izlenecek?

Yeraltı ve yüzey sularının başlangıç değerleri ölçülecek mi?

Faaliyet sona erdiğinde arazi hangi standartta rehabilite edilecek?

Bunların da kamuoyuna açıklanması gerekir.

ENERJİ GÜVENLİĞİ KADAR SU VE GIDA GÜVENLİĞİ DE MİLLÎ MESELEDİR

Türkiye’nin kendi petrol ve doğal gazını üretmesi önemlidir.

Enerji ithalatının azaltılması ekonomik ve stratejik bir hedeftir.

Bunu küçümsemek doğru olmaz.

Ancak aynı ülkenin iki başka stratejik varlığı daha vardır:

Suyu ve toprağı.

Enerji güvenliği nasıl millî güvenlik meselesiyse, su güvenliği ve gıda güvenliği de öyledir.

Dolayısıyla devletin yapması gereken hesap yalnız:

“Kaç metreküp doğal gaz çıkaracağız?”

olmamalıdır.

Asıl bilanço:

Enerji kazancı
– tarımsal üretim kaybı
– arazi kullanım maliyeti
– su ve çevre risklerinin maliyeti
– kamulaştırma maliyeti
– rehabilitasyon maliyeti
= gerçek toplumsal fayda

şeklinde düşünülmelidir.

Çünkü kamu yararı yalnız yerin altından çıkarılan gazla ölçülmez.

Kamu yararı, yerin altındaki kaynakla yerin üstündeki hayat birlikte korunabildiğinde anlam kazanır.

SONDAJ SADECE KUYUDAN İBARET DEĞİLDİR

Bir başka konu da çoğu zaman gözden kaçıyor.

Sondaj kulesi sahaya kendiliğinden gelmeyecek.

Ağır sondaj ekipmanları, iş makineleri, malzemeler, sondaj sıvıları ve atıklar taşınacak.

Bu nedenle proje değerlendirilirken yalnız sondaj alanına değil; köy yollarındaki ağır araç trafiğine, toza, gürültüye, trafik güvenliğine ve yol altyapısının göreceği yüke de bakılmalıdır.

Yollarda bir zarar oluşursa bunun maliyetini kim karşılayacak?

Hangi güzergâhlar kullanılacak?

Ağır araçların köy yaşamına etkisi nasıl azaltılacak?

Bunlar küçük ayrıntılar değildir.

Çünkü büyük projelerin vatandaşa ilk etkisi bazen kilometrelerce yeraltında değil, evinin önündeki yolda başlar.

GELİBOLU İÇİN SU, GAZDAN DAHA UZUN ÖMÜRLÜ BİR SERVETTİR

Tayfur ve Çokal barajları Gelibolu’nun su güvenliği açısından önemlidir.

Bugün elimizde Çimpe sondajlarının Tayfur Barajı’nı kirleteceğini gösteren bilimsel bir kanıt yoktur.

Bunu varmış gibi söylemek doğru değildir.

Fakat aynı şekilde, gerekli hidrojeolojik veriler olmadan:

“Hiçbir risk yoktur.”

demek de bilimsel değildir.

Doğru yöntem sondajlardan önce yeraltı ve yüzey sularının kimyasal değerlerini belirlemek ve faaliyet süresince aynı noktalarda ölçümleri tekrarlamaktır.

Çünkü çevre yönetimi, olaydan sonra numune almak değildir.

Gerçek denetim, olaydan önce referans değerini bilmektir.

Yarın bir kuyuda veya çeşmede değişiklik ortaya çıkarsa ilk bilimsel soru:

“Daha önce değer neydi?”

olacaktır.

Cevabı bilmiyorsanız değişimi de sağlıklı biçimde ölçemezsiniz.

BOLAYIR SADECE BİR SONDAJ NOKTASI DEĞİLDİR

Bolayır tarım alanları kadar tarihî ve kültürel değerleriyle de önemlidir.

Çimpe Kalesi ve tabyaları bu coğrafyanın tarihsel hafızasının parçalarıdır. Bolayır’ın bazı kesimleri Saros Körfezi Özel Çevre Koruma Bölgesi ile de ilişkilidir.

Bugün Çimpe sondajlarının doğrudan bu koruma alanlarının içinde bulunduğunu kesin olarak gösterecek koordinat karşılaştırması olmadan böyle bir iddiada bulunmak doğru değildir.

Ama tam da bunun için kuyu koordinatları; arkeolojik sit alanları, Özel Çevre Koruma Bölgesi, tarım arazileri ve su havzalarıyla aynı haritada kamuoyuna gösterilmelidir.

Aynı şekilde proje veya ilerideki altyapı güzergâhlarının zeytinliklerle kesişmesi hâlinde 3573 sayılı Zeytinciliğin Islahı ve Yabanilerinin Aşılattırılması Hakkında Kanun başta olmak üzere ilgili özel koruma hükümleri ayrıca değerlendirilmelidir.

Çünkü:

Şeffaflık endişenin düşmanı değil, güvenin temelidir.

ACELE OLAN PETROL MÜ, KAMULAŞTIRMA MI?

Hukuki tartışmanın en önemli noktalarından biri burasıdır.

6491 sayılı Türk Petrol Kanunu petrol faaliyetleri için gerekli taşınmazların kamulaştırılmasına ve şartları oluştuğunda 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun 27. maddesi kapsamında acele kamulaştırma yapılmasına hukuki zemin sağlamaktadır.

Dolayısıyla:

“Böyle bir yetki yoktur.”

demek doğru değildir.

Fakat kanunda bir yetkinin bulunması, onun her kullanımının tartışmasız olduğu anlamına da gelmez.

Danıştay kararlarında acele kamulaştırmanın istisnai niteliği ve olağan kamulaştırmadan ayrılmayı gerektiren acelelik hâlinin ortaya konulmasının önemi vurgulanmaktadır.

Bu nedenle Gelibolu halkının sorması gereken meşru hukuk sorusu şudur:

Petrol ve doğal gaz aramak kamu yararı taşıyabilir.
Peki neden olağan kamulaştırma değil de acele kamulaştırma?

Bu soru enerji üretimine karşı çıkmak değildir.

Bu soru hukuk devletinin gereğidir.

VATANDAŞIN TAPUSU NE OLACAK?

Bir taşınmazın ruhsat sahası içerisinde bulunması, o taşınmazın otomatik olarak kamulaştırıldığı anlamına gelmez.

Ancak kuyu, yol, boru hattı veya enerji hattı için araziye ihtiyaç duyulması hâlinde mülkiyet kamulaştırması ya da geçici/sürekli irtifak hakkı gündeme gelebilir.

Bu nedenle vatandaşın önüne yalnız büyük bir ruhsat haritası koymak yeterli değildir.

Vatandaş şunu bilmelidir:

Benim tarlam ne olacak?

Hangi ada?

Hangi parsel?

Kaç metre kullanılacak?

Mülkiyet mi alınacak, irtifak mı kurulacak?

Bedel nasıl hesaplanacak?

Ürün kaybı nasıl karşılanacak?

Ve faaliyet bittiğinde toprağı kim eski hâline getirecek?

ELEŞTİRMEK YETMEZ; ÇÖZÜM DE ÖNERELİM

Bu nedenle Gelibolu için bağımsız ve kamuya açık bir “Gelibolu Çevresel Başlangıç Envanteri” oluşturulmasını öneriyorum.

Sondaj ve olası üretim alanlarının çevresindeki;

yeraltı suları, çeşmeler, yüzey suları, tarım toprakları ve gerekli çevresel göstergeler

faaliyet başlamadan önce ölçülmeli ve koordinatlarıyla kayıt altına alınmalıdır.

Aynı ölçümler sondaj ve üretim sırasında düzenli olarak tekrarlanmalıdır.

Fakat bununla da yetinmeyelim.

GELİBOLU AÇIK ÇEVRE VERİ PORTALI KURULSUN

Ölçüm yapıp sonucu bir kurumun arşivinde saklamak gerçek şeffaflık değildir.

Bu nedenle proje kapsamındaki çevresel verilerin kamuya açık dijital bir izleme portalında yayımlanmasını öneriyorum.

Vatandaş burada;

kuyu ve proje alanlarını,

su analizlerini,

periyodik çevresel ölçümleri,

kullanılan su miktarlarını,

atıkların taşınma ve bertaraf bilgilerini,

arazi rehabilitasyon sürecini

takip edebilmelidir.

Teknik olarak mümkün ve gerekli parametrelerde sürekli sensör verileri de sisteme eklenebilir.

Böylece tartışmayı söylentiler değil:

veriler yönetir.

Üniversiteler, ilgili kamu kurumları, yerel yönetimler, meslek odaları, muhtarlar ve vatandaş temsilcilerinin gözlemci olarak yer alabileceği bağımsız bir yerel izleme mekanizması da değerlendirilebilir.

Ve sistemin son halkası mutlaka sorumluluk olmalıdır.

Bir zarar meydana gelirse:

Kim tespit edecek?

Kim düzeltecek?

Kim ödeyecek?

Hangi sürede rehabilitasyon yapılacak?

Bunlar zarar meydana geldikten sonra tartışılmamalıdır.

Daha ilk sondaj yapılmadan belirlenmelidir.

Çünkü iyi devlet yönetimi zarar meydana geldikten sonra suçlu arayan sistem değildir.

İyi devlet yönetimi, zararın meydana gelmesini önceden ölçen, denetleyen ve sorumluluğu daha baştan tanımlayan sistemdir.

GELİBOLU HALKININ BİLMEYE HAKKI VAR

Bu nedenle sorularımız son derece açıktır:

Kaç kuyu planlanıyor?

Çimpe-1 ve Çimpe-2’den sonra başka kuyular olacak mı?

H17-A ruhsatının Gelibolu’daki kesin sınırları nereden geçiyor?

Hangi köyler ve hangi parseller etkilenebilir?

Toplam tarımsal ayak izi ne olacak?

Üretime geçilirse boru hatları nereden geçecek?

Su kaynakları için bağımsız hidrojeolojik çalışma yapıldı mı?

Başlangıç su ve toprak analizleri yayımlanacak mı?

Çimpe Kalesi ve korunan alanlarla kesin mesafeler nedir?

Ve tekrar soruyorum:

Neden acele kamulaştırma?

Bunları sormak kalkınmaya karşı çıkmak değildir.

Tam tersine:

Nasıl kalkınacağımızı sorgulamaktır.

YERİN ALTINDAKİ SERVETİ ÇIKARIRKEN ÜSTÜNDEKİ EMANETİ KAYBETMEYELİM

Gelibolu’nun altında doğal gaz bulunabilir.

Bu ülkemiz açısından önemli ekonomik bir değer olabilir.

Çıkarılabilir.

Üretilebilir.

Milletimizin hizmetine sunulabilir.

Ama bunu yaparken Gelibolu’nun toprağını, suyunu, tarımını, tarihini ve insanını korumak da mümkündür.

Hatta zorunludur.

İyi devlet yönetimi vatandaşa:

“Merak etmeyin.”

demek değildir.

Neden merak etmemesi gerektiğini verilerle gösterebilmektir.

Biz enerjinin karşısında değiliz.

Bilimsel temeli olmayan korkuların da yanında değiliz.

Bizim talebimiz çok daha açık:

Bilgi istiyoruz.
Şeffaflık istiyoruz.
Bilimsel denetim istiyoruz.
Hukuki güvence istiyoruz.
Ve hesap verebilir bir sistem istiyoruz.

Çünkü doğal gaz bittiğinde kuyu kapanır.

Petrol bittiğinde pompa durur.

Ama kaybedilen verimli toprağı, kirlenen suyu ve zarar gören tarihî mirası yeniden üretmek her zaman mümkün değildir.

Bu nedenle Gelibolu adına tarihe düşülmesi gereken not bence şudur:

Yerin altındaki serveti çıkarırken, yerin üstündeki emaneti kaybetmeyelim.

Gelibolu kalkınsın.
Türkiye enerjisini üretsin.
Ama bunu yaparken Gelibolu’nun geleceği aceleye gelmesin.

#YerliVeMilliParti #Gelibolu #TrakyaDoğalgaz #LeventZebek #Bolayır

İLK YORUMU SİZ YAZIN

Hoş Geldiniz

Üye değilmisiniz? Kayıt Ol!

Hemen Hesabını Oluştur

Zaten bir hesabın mı var? Giriş Yap!

Şifrenizi mi Unuttunuz

Kullanıcı adınızı yada e-posta adresinizi aşağıya girdikten sonra mail adresinize yeni şifreniz gönderilecektir.

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.