Son Dakika: Çocuk Susarsa, Toplum Konuşmak Zorundadır *** Motosiklet Tutkunları “Gelibolu Motofest”te Buluşuyor *** Bağımlılığa Karşı “Gerçek Değer Sensin” Hareketi *** “Geleceğimizi Aşı ile Güvence Altına Alıyoruz” *** WhatsApp İletişim: 05437951277

Çocuk Susarsa, Toplum Konuşmak Zorundadır

Yerli ve Milli Parti Gelibolu İlçe Başkanı Levent Zebek, dün Gelibolu kamuoyuna bomba gibi düşen olay hakkında bir açıklama da bulundu. Yerli ve Milli Parti Gelibolu İlçe Başkanı Levent Zebek’in..

Çocuk Susarsa, Toplum Konuşmak Zorundadır
Yayınlanma: 57 Okuma

Yerli ve Milli Parti Gelibolu İlçe Başkanı Levent Zebek, dün Gelibolu kamuoyuna bomba gibi düşen olay hakkında bir açıklama da bulundu.

Yerli ve Milli Parti Gelibolu İlçe Başkanı Levent Zebek’in açıklaması şöyle:

Gelibolu’da kamuoyuna yansıyan son olay hepimizi derinden sarsmıştır.
Basına yansıyan bilgilere göre, 70 yaşındaki bir kişinin bir otelde 18 yaşından küçük iki çocukla birlikte bulunduğu iddiasıyla gözaltına alındığı ve ardından mahkemece tutuklandığı belirtilmektedir.
Öncelikle hukuk adına çok önemli bir çizgiyi koruyalım:
Tutuklama, mahkûmiyet değildir.

Olayın hukuki niteliğini, bir suçun işlenip işlenmediğini ve varsa sorumlularını belirleyecek olan bağımsız yargıdır.
Hiç kimseyi yargı kararı olmadan suçlu ilan etmek doğru değildir.
Ancak bugün konuşmamız gereken yalnızca bir kişinin kim olduğu da değildir.
Asıl konuşmamız gereken çocuklarımızdır.
Çünkü çocukların söz konusu olduğu yerde toplumun vicdanı; siyasi görüşlerden, ekonomik güçten, makamdan, mevkiden, çevreden ve kişisel ilişkilerden daha yüksek sesle konuşmak zorundadır.

ÇOCUK KENDİSİNİ KORUMAK ZORUNDA KALMAMALIDIR

Bir çocuğa “Kendini koru.” demek kolaydır.
Asıl mesele, o çocuğun kendisini korumak zorunda kalmayacağı bir toplumsal düzen kurabilmektir.
Çocuğu ailesi korumalıdır.
Ailenin yetişemediği yerde okul, sosyal hizmetler ve kamu kurumları devreye girmelidir.
Bunların da göremediği yerde çevresindeki yetişkinler sorumluluk hissetmelidir.
Çünkü çocukların korunması yalnızca anne ve babaların değil, toplumun ve devletin ortak sorumluluğudur.

BİR SORUYU DA KENDİMİZE SORALIM

Bu olayın adli boyutunu yargı araştıracaktır.
Ancak toplum olarak bizim de cevaplamamız gereken başka sorular vardır:
Bir çocuk riskli bir ortamın içine girene kadar onu koruması gereken kaç kapıdan geçer?
Ve o kapıların kaçı gerçekten çalışmaktadır?
Çocukları suçlayamayız.
Aileleri hakkında bilmediğimiz gerçeklerden hareketle hüküm de veremeyiz.
Ama sistemimizi sorgulamak zorundayız.
Bir öğretmen, komşu, esnaf, işletme çalışanı veya herhangi bir vatandaş bir çocuğun tehlikede olabileceğine ilişkin ciddi belirtiler gördüğünde ne yapacağını biliyor mu?
Nereye başvuracağını biliyor mu?
İlgili kurumlarımız böyle bir bildirim aldığında yeterince hızlı ve koordineli hareket edebiliyor mu?
Risk altındaki çocuklarımız psikolojik, sosyal ve hukuki desteğe kolaylıkla ulaşabiliyor mu?
Ve konaklama işletmelerinde çocukların korunmasına yönelik mevcut kimlik, bildirim ve denetim mekanizmaları uygulamada gerçekten yeterince etkin çalışıyor mu?
Bunları sormak birilerini suçlamak değildir.
Bunları sormak, bir sonraki çocuğu korumaya çalışmaktır.

ÇOCUKLAR KÜÇÜK İNSANLAR DEĞİL, BÜYÜK BİR EMANETTİR

Çocuk istismarı ve çocukların sömürülmesi yalnızca ceza hukukunun konusu değildir.
Aynı zamanda psikolojik, sosyolojik, eğitimsel ve kurumsal boyutları bulunan ciddi bir toplumsal meseledir.
Bu nedenle olay meydana geldikten sonra öfkelenmek yetmez.
Asıl başarı, olay meydana gelmeden önce çocuğu koruyabilmektir.
Devletin ve toplumun görevi yalnızca suç gerçekleştikten sonra faili bulmak değil, çocuğun zarar görmesini mümkün olduğunca baştan engelleyecek mekanizmaları kurmaktır.
Çocuklara yaşlarına uygun biçimde;
“Hayır” diyebilme, güvenli ve güvensiz davranışları ayırt edebilme, baskı veya tehdit karşısında yardım isteyebilme ve güvenebilecekleri yetişkinlere ulaşabilme becerileri kazandırılmalıdır.
Fakat burada çok önemli bir noktayı unutmayalım:
Çocuğa sorumluluk öğretirken, yetişkinlerin sorumluluğunu çocuğun omuzlarına bırakamayız.

GÖRDÜĞÜMÜZDE SUSMAMALIYIZ

Toplum olarak başka bir alışkanlığımızı da değiştirmemiz gerekiyor:
“Beni ilgilendirmez.”
Bir çocuğun güvenliği söz konusuysa ilgilendirir.
Hepimizi ilgilendirir.
Elbette söylentilerle, dedikodularla veya kişisel husumetlerle insanları suçlamak kabul edilemez.
Ancak bir çocuğun tehlikede olduğuna ilişkin ciddi bir belirti varsa yetişkinlerin görevi sosyal medyada hüküm vermek değil, yetkili kurumlara haber vermektir.
Çünkü bazen bir yetişkinin zamanında yaptığı tek bir bildirim, bir çocuğun bütün hayatını değiştirebilir.

PARANIN, MAKAMIN VE ÇEVRENİN ÇOCUK KARŞISINDA AYRICALIĞI OLAMAZ

Bir toplumun adalet anlayışı, güçlü insanlara nasıl davrandığıyla değil, kendisini korumakta en fazla zorlanan insanları ne kadar koruyabildiğiyle ölçülür.
Karşımızdaki kişi zengin olabilir.
İş insanı olabilir.
Siyasetçi olabilir.
Bürokrat olabilir.
Toplumda itibarlı veya güçlü kabul edilen biri olabilir.
Bunların hiçbiri hukuk karşısında ayrıcalık oluşturmamalıdır.
Aynı şekilde hiç kimse yargılama tamamlanmadan suçlu ilan edilmemelidir.
Bizim savunduğumuz şey linç değil, adalettir.
İntikam değil, çocukların korunmasıdır.
Dedikodu değil, gerçeğin ortaya çıkarılmasıdır.
Ve adalet yalnızca cezalandırmak değildir.
Adalet, güçsüz olanı koruyabilmektir.

ÇOCUKLARIN MAHREMİYETİNİ KORUYALIM

Buradan basın kuruluşlarına ve sosyal medya kullanıcılarına da önemli bir çağrıda bulunuyorum.
Bu olay tartışılırken çocukların isimlerini, fotoğraflarını, ailelerini, okul bilgilerini veya kimliklerinin anlaşılmasına neden olabilecek ayrıntıları paylaşmayalım.
Çünkü bazen toplum bir çocuğu korumaya çalışırken farkında olmadan onu ikinci kez yaralayabilir.
İnternette bırakılan bir fotoğraf, isim veya ayrıntı yıllar sonra bile o çocuğun karşısına çıkabilir.
Bizim birkaç günlük merakımız, bir çocuğun ömür boyu taşıyacağı dijital bir yaraya dönüşmemelidir.
Mahremiyet kadar önemli bir başka konu da çocukların psikolojik olarak korunmasıdır.
Böylesine hassas olayların içinde bulunan çocuklara ihtiyaç duydukları uzman psikolojik ve sosyal desteğin sağlanması, hukuki sürecin ayrılmaz bir parçası olarak görülmelidir.
Çünkü mahkeme dosyaları bir gün kapanabilir.
Ama çocuklukta açılan bazı yaralar yıllarca açık kalabilir.

BU OLAY BİRKAÇ GÜN KONUŞULUP UNUTULMAMALI

Bugün sosyal medyada öfkelenip birkaç gün sonra başka bir gündeme geçersek hiçbir şeyi değiştirmiş olmayız.
Bu olay vesilesiyle Gelibolu’da çocukların korunmasına ilişkin mekanizmaların yeniden değerlendirilmesini önemli görüyorum.
İlgili kamu kurumlarının, eğitim kurumlarının, sosyal hizmet birimlerinin, yerel yönetimlerin ve gerektiğinde sivil toplum kuruluşlarının önleyici çalışmalarının güçlendirilmesi gerekmektedir.
Hedefimiz yalnızca yaşanan olayların ardından tepki göstermek olmamalıdır.
Hedefimiz, benzer olayların yaşanmasını mümkün olduğunca önlemek olmalıdır.
Çünkü gerçek devlet aklı ve gerçek sosyal politika, yalnızca sonuçlarla mücadele etmez; riski önceden görür ve önlemeye çalışır.

GELİBOLU BİZİM EVİMİZDİR

Biz Gelibolu’da aynı sokaklarda yürüyoruz.
Çocuklarımız aynı okullara gidiyor, aynı parklarda oynuyor.
Birbirimizin yüzüne bakıyor ve aynı şehrin geleceğini paylaşıyoruz.
Bu nedenle ilçemizde yaşanan ve çocukları ilgilendiren hiçbir olay karşısında,
“Beni ilgilendirmez.”
deme hakkımız yoktur.
Bugün başkasının çocuğu için sustuğumuz yerde, yarın kendi çocuğumuz için konuşacak bir toplum bulamayabiliriz.
Ben bir siyasi partinin ilçe başkanı olarak değil, her şeyden önce bu memleketin bir insanı olarak söylüyorum:
Çocukların siyasi partisi olmaz.
Çocukların ekonomik sınıfı olmaz.
Çocukların sağcısı, solcusu olmaz.
Çocukların korunmaya ihtiyacı vardır.
Bu nedenle olayın bütün yönleriyle, çocukların üstün yararı ve mahremiyeti gözetilerek araştırılmasını; adli sürecin hiçbir baskıya, nüfuza veya ayrıcalığa yer bırakılmadan yürütülmesini bekliyoruz.
Suç varsa hukuk gereğini yapmalıdır.
Suç yoksa yine hukuk bunu ortaya koymalıdır.
Fakat hangi sonuç çıkarsa çıksın, bu olay bize çok önemli bir soru bırakmalıdır:

ÇOCUKLARIMIZ GERÇEKTEN GÜVENDE Mİ?

Bu sorunun cevabını yalnızca mahkeme salonlarında aramayalım.
Evlerimizde arayalım.
Okullarımızda arayalım.
Sokaklarımızda ve işletmelerimizde arayalım.
Kurumlarımızda arayalım.
Ve en önemlisi, kendi vicdanımızda arayalım.
Bir çocuğun korkusu bize uzak değildir.
Bir çocuğun sessizliği bizi sorumluluktan kurtarmaz.
Bir çocuğun korunması yalnızca ailesinin değil, hepimizin görevidir.
Çünkü medeniyet, en güçlü olanı koruma sanatı değildir.
Medeniyet, kendisini koruyamayanı koruyabilme iradesidir.
Ve unutmayalım:
Bir toplum çocuklarını koruyamıyorsa, geleceğini de koruyamaz.

#Gelibolu #Çocuk #Mahremiyet #Hukuk #SosyalMedya

İLK YORUMU SİZ YAZIN

Hoş Geldiniz

Üye değilmisiniz? Kayıt Ol!

Hemen Hesabını Oluştur

Zaten bir hesabın mı var? Giriş Yap!

Şifrenizi mi Unuttunuz

Kullanıcı adınızı yada e-posta adresinizi aşağıya girdikten sonra mail adresinize yeni şifreniz gönderilecektir.