Dünya balıkçılığı giderek “Ne zaman avlanabiliriz?” sorusundan “Bu stoktan sürdürülebilir biçimde ne kadar alabiliriz?” sorusuna yöneliyor. Türkiye’nin de mevzuatı, dijital altyapısı ve bilimsel kapasitesi var. O halde Saros için artık..
Dünya balıkçılığı giderek “Ne zaman avlanabiliriz?” sorusundan “Bu stoktan sürdürülebilir biçimde ne kadar alabiliriz?” sorusuna yöneliyor. Türkiye’nin de mevzuatı, dijital altyapısı ve bilimsel kapasitesi var. O halde Saros için artık şu soruyu sormalıyız: Denizi yalnızca takvimle mi, yoksa denizde gerçekte ne olduğunu ölçerek mi yöneteceğiz?
Her yıl 1 Eylül geldiğinde tanıdık bir cümle duyuyoruz:
“Av sezonu açıldı.”
Limanlarda motorlar çalışıyor, ağlar hazırlanıyor, tekneler denize açılıyor.
Balıkçı için ekmek, vatandaş için sofra, ülke için üretim demek bu.
Fakat bütün bu hareketliliğin arasında çok basit bir soruyu yeterince yüksek sesle sormuyoruz:
Denizde ne kadar balık kaldı?
Daha önemlisi:
Bugün ne kadar alabiliriz ki yarın yine balık olsun?
Çünkü mesele yalnızca bu gece limana kaç kasa balık getirileceği değildir.
Asıl mesele, bundan yirmi yıl sonra Gelibolu’da bir çocuğun oltasını Saros’a attığında ucuna bir balığın gelip gelmeyeceğidir.
DENİZ BİR DEPO DEĞİLDİR
İnsan uzun yıllar denize tükenmez bir kaynak gibi baktı.
Ağı attık, balık geldi.
Bir daha attık, yine geldi.
Her dolu ağ, denizin sonsuza kadar verebileceğini düşündürdü.
Oysa deniz bir depo değildir.
Balığın doğması, büyümesi, üremesi, göç etmesi gerekir. Yavrunun büyüyebilmesi için zamana, besine ve güvenli alanlara ihtiyacı vardır.
Bugün denizden çıkardığımız bir balık yalnızca ekonomik ürün değildir.
Belki yumurta bırakacak bir anaçtır.
Belki gelecek yılın binlerce balığının başlangıcıdır.
Bu nedenle denizden ne aldığımız kadar, ne bıraktığımız da önemlidir.
SAROS’TA GERÇEKTEN HİÇ KURAL YOK MU?
Kamuoyunda zaman zaman;
“Denizde sınır yok.”
“Kota yok.”
“Gırgır ve trol istediği yere giriyor.”
“Her şey serbest.”
deniliyor.
Araştırdığımızda tablonun bu kadar basit olmadığını görüyoruz.
Türkiye’de ticari balıkçılık için sezon yasakları, asgari avlanabilir boylar, av araçlarına ilişkin hükümler, gırgır ve trol için alan ve derinlik sınırlamaları ile bazı türlerde kota uygulamaları bulunuyor.
Saros ve Kuzey Ege için de özel hükümler mevcut. Saros’un belirlenmiş iç kesimlerinde gırgır avcılığı yasak; trol ve ışıkla avcılığa ilişkin alan sınırlamaları da var.
Dolayısıyla;
“Saros’ta hiçbir kural yok.”
demek doğru değildir.
Fakat esas soru başka:
Kurallarımız var; peki Saros’ta gerçekte ne kadar balık olduğunu biliyor muyuz?
SAROS’UN BİLANÇOSU NEREDE?
Bir şirket düşünün.
Kasasında ne kadar para bulunduğunu tam bilmiyor, varlığının artıp azaldığını düzenli ölçmüyor ama her yıl ne kadar harcayacağına karar veriyor.
Böyle bir şirket sağlıklı yönetilebilir mi?
Denizde de temel mantık farklı değildir.
Saros’ta ne kadar sardalya var?
Hamsi stoku geçen yıla göre arttı mı?
Anaç balık oranları nasıl değişiyor?
Yavru yoğunluğu ne durumda?
Hangi alanlar üreme açısından kritik?
Su sıcaklığı tür dağılımını değiştiriyor mu?
Yabancı ve istilacı türler ekolojik dengeyi nasıl etkiliyor?
Ve en önemlisi:
Bir stok azalmaya başladığında sistem bunu balık tükenmeden önce fark edebiliyor mu?
Saros üzerine yapılan bilimsel çalışmalar bölgenin balık çeşitliliği, balık yumurta ve larvaları ile pelajik ve demersal türler açısından önemini gösteriyor.
Ancak sürekli ve güncel stok verisinin geliştirilmesi yönetim açısından kritik önem taşıyor.
Çünkü soru çok basit:
Stokunu yeterince ölçemediğimiz bir denizin sürdürülebilir av miktarını nasıl belirleyeceğiz?
DÜNYA NE YAPIYOR?
Norveç’i, İzlanda’yı veya Yeni Zelanda’yı Saros’a kopyalayamayız.
Ama deneyimlerinden öğrenebiliriz.
Norveç, birçok önemli balık stokunda toplam av miktarları belirliyor ve bunları filo grupları arasında paylaştırıyor. Örneğin 2026 yılı Norveç uskumru kotası 81.375 ton olarak belirlendi.
Sistem yalnızca;
“Ne zaman avlanabilirsin?”
demiyor.
Aynı zamanda;
“Bu stoktan ne kadar alınabilir?”
sorusuna cevap arıyor.
İzlanda’da ise mantığı basitçe şöyle anlatabiliriz:
Önce pastanın büyüklüğünü belirle, sonra dilimleri dağıt.
Önce sürdürülebilir toplam av miktarı belirleniyor, ardından av hakları bu toplam içindeki paylar üzerinden hesaplanıyor.
Yeni Zelanda’da Kota Yönetim Sistemi kapsamında 98 tür veya tür grubu 642 ayrı stok halinde yönetiliyor.
Çünkü aynı balık her bölgede aynı durumda olmayabilir.
Modern yönetimin sorusu artık yalnızca;
“Bu balıktan ne kadar var?”
değil;
“Hangi bölgede, hangi stoktan, ne kadar var?”
AKDENİZ BİZE BİR ŞEY SÖYLÜYOR
FAO Akdeniz Genel Balıkçılık Komisyonunun 2025 değerlendirmesine göre Akdeniz ve Karadeniz’de değerlendirilen stokların yaklaşık %52’si hâlâ aşırı avlanmış durumda.
Yaklaşık on yıl önce bu oran %87 civarındaydı.
Bu rakamlar bütün balık türlerini değil, bilimsel olarak değerlendirilen stokları ifade ediyor.
Fakat değişimin anlattığı önemli bir gerçek var:
Deniz kader değildir.
Bilimsel yönetim sonuç verebilir.
Av baskısının doğru yönetilmesi, koruma ve denetim işe yarayabilir.
Bazen insanın doğa için yapabileceği en değerli şey;
ona yeniden çoğalabileceği zamanı bırakmaktır.
TÜRKİYE SIFIRDAN BAŞLAMIYOR
Türkiye’nin elinde önemli bir altyapı var.
SUBİS – Su Ürünleri Bilgi Sistemi ile çeşitli balıkçılık ve ürün hareketi verileri dijital ortamda tutulabiliyor.
BAGİS – Balıkçı Gemilerini İzleme Sistemi ile kapsama giren ticari balıkçı gemilerinin seyir ve konum bilgileri elektronik ortamda izlenebiliyor.
Mevzuatımız, denetim mekanizmamız, üniversitelerimiz, bilim insanlarımız ve balıkçılık kooperatiflerimiz var.
Çanakkale İl Tarım ve Orman Müdürlüğünün 2025 faaliyet verilerine göre il genelinde 3.053 su ürünleri denetimi ve 44 idari yaptırım, Gelibolu’da ise 168 denetim ve 4 idari yaptırım kayda geçmiş.
Bu veriler sahada bir denetim faaliyeti olduğunu gösteriyor.
Ancak önemli bir ayrım var:
Denetim başka, stok takibi başka şeydir.
Denetim kurala uyulup uyulmadığını;
stok takibi ise denizin biyolojik olarak ne durumda olduğunu gösterir.
Sağlıklı yönetim için ikisine de ihtiyaç vardır.
O halde Türkiye’nin önündeki soru yalnızca “Veriyi nasıl toplayacağız?” olmamalıdır.
Asıl soru:
TOPLADIĞIMIZ VERİYİ DENİZİ KORUYAN KARARLARA NASIL DÖNÜŞTÜRECEĞİZ?
SAROS DENİZ BİLANÇOSU
Her yıl yalnızca;
“Av sezonu açıldı.”
açıklaması yapmak yerine bir de “Saros Deniz Bilançosu” yayımladığımızı düşünelim.
Üç temel ayağı olsun:
BİYOLOJİK BİLANÇO
Tür bazında stok eğilimleri, anaç-yavru oranları, yumurta ve larva yoğunluğu, üreme alanları…
AVCILIK VE EKONOMİK BİLANÇO
Ne kadar avlandı, kaç tekne faaliyet gösterdi, av çabası nerede yoğunlaştı, balığın ekonomik değeri ve balıkçının maliyet-gelir yapısı nasıl değişti?
EKOLOJİK BİLANÇO
Su sıcaklığı, oksijen, kirlilik, habitat değişimleri, yabancı ve istilacı türler ve iklim kaynaklı ekosistem değişimleri…
Bu sistem yalnızca resmi kayıtlardan da beslenmesin.
Bilimsel saha ve akustik araştırmaları, çevresel sensörler, uygun balıkçı teknesi verileri, kooperatif kayıtları ve üniversitelerin çalışmaları ortak bir veri havuzunda buluşabilsin.
Ama teknolojiyi de putlaştırmayalım:
Sensör tek başına bilim değildir. Sonar tek başına stok hesabı değildir. Veri tek başına karar değildir.
Teknoloji bilim insanının yerini almak için değil, bilimsel kararın daha güçlü verilere dayanması için kullanılmalıdır.
Böylece yılda bir kez denizin fotoğrafını çeken değil;
denizin nabzını sürekli takip eden bir sistem
kurabiliriz.
Ve bütün bu veriler her yıl tek bir soruya cevap versin:
BU YIL SAROS’TAN NE KADAR ALABİLİRİZ Kİ GELECEK YIL DA SAROS’TA BALIK OLSUN?
TAKVİM DEĞİL, DENİZ KONUŞSUN
Balık takvim okumaz.
Sardalya 1 Eylül sabahı uyanıp;
“Av sezonu başladı.”
demez.
Doğa bizim takvimimize göre değil; üreme döngüsüne, su sıcaklığına, besin zincirine, göç hareketlerine ve kendi biyolojik ritmine göre yaşar.
O halde yönetim sistemi de bunu okuyabilmelidir.
Stok güçlüyse sürdürülebilir ölçüde avlanır.
Azalıyorsa av baskısı düşürülür.
Kritik seviyeye yaklaşıyorsa koruma güçlendirilir.
Toparlanıyorsa yeniden değerlendirilir.
Balığın kurala uymasını beklemek yerine, kural balığın durumuna göre şekillenmelidir.
BALIKÇI BU HİKÂYENİN DÜŞMANI DEĞİL
Denizin tükenmesinden ilk zarar görecek insanlardan biri yine balıkçıdır.
Bu nedenle mesele;
“Balıkçı mı, balık mı?”
değildir.
Mesele:
Balığı koruyarak balıkçının geleceğini nasıl koruyabiliriz?
Eğer bilimsel veriler geçici olarak av baskısının azaltılmasını gerektiriyorsa, bunun ekonomik yükünü yalnızca küçük ölçekli balıkçının omzuna bırakmak da adil değildir.
Balıkçıların bilimsel veri toplama çalışmalarına katılması, uygun alanlarda deniz ve balıkçılık kültürüne dayalı ekoturizm gibi tamamlayıcı gelir modelleri ve sürdürülebilir yöntemlerle avlanan izlenebilir Saros ürünlerinin katma değerini artırabilecek modeller araştırılabilir.
Amaç daha fazla balık yakalamak değil;
daha sağlıklı bir denizden daha sürdürülebilir bir gelir elde etmektir.
Çünkü;
Balığı korumadan balıkçıyı, balıkçıyı korumadan sürdürülebilir balıkçılığı koruyamayız.
SAROS İÇİN BİR ÇAĞRI
Tarım ve Orman Bakanlığı, Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi, ilgili yerel yönetimler, araştırma kurumları, balıkçı kooperatifleri ve bölgedeki paydaşlarla birlikte;
“Saros Sürdürülebilir Balıkçılık Pilot Bölgesi”
fikri neden değerlendirilmesin?
Amaç yeni bir tabela veya bürokrasi kurmak değil;
bilimsel stok takibini, dijital veri yönetimini, denetimi, ekosistem korumasını ve balıkçının ekonomik sürdürülebilirliğini aynı sistemde buluşturmak olmalıdır.
Saros yalnızca korumaya çalıştığımız bir deniz değil;
nasıl korunacağını bilimle öğrendiğimiz bir deniz olsun.
BİR GÜN BİR ÇOCUK BİZE SORACAK…
Yıllar geçecek.
Bugün tuttuğumuz balığın kilosunu unutacağız.
Kaç liraya satıldığını unutacağız.
Bugünkü tartışmaları bile belki hatırlamayacağız.
Ama bir gün Gelibolu sahilinde küçük bir çocuk dedesinin elinden tutup Saros’a bakabilir.
Ve sorabilir:
“Dede, burada eskiden gerçekten çok balık var mıydı?”
İşte o gün vereceğimiz cevabı bugün hazırlıyoruz.
“Eskiden vardı…”
demek başka şeydir.
Çocuğun elinden tutup denizi göstererek;
“Bak evlat, hâlâ var.”
diyebilmek bambaşka şeydir.
SAROS BİZİM DEĞİL
Biz Saros’un sahibi değiliz.
Biz yalnızca bu denizin kıyısından geçen bir kuşağız.
Bizden önce yaşayanlar vardı.
Bizden sonra yaşayacak insanlar olacak.
Bu nedenle denizden ne kadar alabileceğimizi hesaplamadan önce, denizde ne kadar bırakmamız gerektiğini hesaplamalıyız.
Ölçemediğiniz şeyi yönetemezsiniz.
Yönetemediğiniz şeyi koruyamazsınız.
Koruyamadığınız şeyi ise bir gün kaybedersiniz.
Ve bazı kayıpların ihalesi olmaz.
Bütçesi olmaz.
Telafisi olmaz.
Bir ekosistem gibi…
Bir deniz gibi…
Bir neslin geleceği gibi…
Dünyayı kopyalamak zorunda değiliz.
Ama dünyanın deneyiminden öğrenerek Saros’a özgü kendi modelimizi kurabiliriz.
Mantığı karmaşık değil:
ÖNCE ÖLÇ.
SONRA KARAR VER.
SONRA AVLA.
SONRA YENİDEN ÖLÇ.
Çünkü;
Bir denizin zenginliği bugün kıyıya çıkardığımız balığın tonuyla değil, yarın denizde bırakabildiğimiz hayatla ölçülmelidir.
O halde artık soruyu değiştirelim:
“Bu yıl denizden ne kadar balık çıkaracağız?”
değil;
“BU YIL DENİZDE NE KADAR BALIK BIRAKACAĞIZ?”
Çünkü gerçek kalkınma bugünün sofrasını doldururken yarının sofrasını boş bırakmak değildir.
Gerçek kalkınma, çocuklarımızın hakkını bugünden tüketmemektir.
Saros bize bırakılmış bir servet değil;
gelecek nesillere eksiltmeden teslim etmemiz gereken mavi bir emanettir.
Levent Zebek
Stratejik Sistem Mimarı – yazar –
Yerli ve Millî Parti Gelibolu İlçe Başkanı
ARAŞTIRMADA BAŞVURULAN TEMEL KAYNAKLAR
Tarım ve Orman Bakanlığı: 6/1 Numaralı Ticari Amaçlı Su Ürünleri Avcılığının Düzenlenmesi Hakkında Tebliğ; SUBİS ve BAGİS.
Çanakkale İl Tarım ve Orman Müdürlüğü: 2025 faaliyet ve su ürünleri denetim verileri.
FAO / GFCM: The State of Mediterranean and Black Sea Fisheries 2025.
Norwegian Directorate of Fisheries: Kota, elektronik raporlama ve tekne izleme düzenlemeleri.
İzlanda resmî balıkçılık kaynakları: TAC ve kota sistemi.
New Zealand Ministry for Primary Industries: Quota Management System.
Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi ve ilgili akademik çalışmalar: Saros Körfezi balık faunası, balık yumurta-larvaları ve balıkçılık araştırmaları.
#SarosBalıkçılığı #SürdürülebilirBalıkçılık #Gelibolu #DenizBilançosu #Çanakkale