Son Dakika: Dikkat: Çanakkale Geneli İkaz ve Alarm Sistemi Test Edilecek *** Gelibolu’da Koray Avcı Konseriyle Unutulmaz Gece *** 30 Ağustos Zafer Bayramı Coşkuyla Kutlandı *** Çanakkale’de Kültür Rüzgarı: Miras ve Troya Buluştu *** LÖSEV’den Bağışçılara ve Kahraman Çocuklara Teşekkür *** WhatsApp İletişim: 05437951277

Levent Zebek: “Bir Gemiyi Bazen Su Batırmaz”

FİLO JET faciasının ardından yalnızca kaptanı, dalgayı veya hava şartlarını konuşmak yetmez. Tasarımdan malzemeye, işçilikten liyakate, ticari baskıdan denetime kadar asıl soru şudur: Bir hata meydana geldiğinde onu durdurması gereken..

Levent Zebek: “Bir Gemiyi Bazen Su Batırmaz”
Yayınlanma: 82 Okuma

FİLO JET faciasının ardından yalnızca kaptanı, dalgayı veya hava şartlarını konuşmak yetmez. Tasarımdan malzemeye, işçilikten liyakate, ticari baskıdan denetime kadar asıl soru şudur: Bir hata meydana geldiğinde onu durdurması gereken diğer güvenlik katmanları neden çalışmadı?

Yerli ve Milli Parti Gelibolu İlçe Başkanı Levent Zebek, KKTC’ndeki gemi kazasıyla ilgili yaptığı açıklamada şunları ifade etti:

30 Ağustos 2026’da Kıbrıs açıklarında yaşanan FİLO JET faciasını yalnızca sert bir dalgayla açıklamak kolaydır.

Ama kolay açıklamalar, büyük faciaların gerçek nedenlerini çoğu zaman gizler.

Çünkü bir gemi bazen denizde değil, çok daha önce batmaya başlar.

Yanlış malzeme seçildiğinde…

Nitelik yerine yalnızca düşük maliyet gözetildiğinde…

Bir kaynak gerektiği gibi yapılmadığında…

Bir çatlak önemsenmediğinde…

Bakım ertelendiğinde…

Denetim kâğıt üzerinde kaldığında…

Liyakat ikinci plana itildiğinde…

Ticari baskı güvenliğin önüne geçtiğinde…

Ve birileri görüp sustuğunda…

Gemi daha limandan ayrılmadan risk biriktirmeye başlamıştır.

Sonra bir gün büyük bir dalga gelir.

Ve o dalga belki de gemiyi değil, yıllardır birikmiş ihmaller zincirini kırar.

Ancak burada önemli bir ayrımı baştan yapmak gerekir:

Kesin teknik kaza raporu ortaya çıkmadan, bu unsurlardan herhangi birinin FİLO JET faciasında gerçekleştiğini kesin hüküm olarak söylemek doğru değildir.

Bu yazı bir suçlama metni değil; ortaya çıkan bilgiler üzerinden, böyle bir facianın hangi güvenlik katmanlarında önlenebileceğini sorgulayan bir sistem analizidir.

FACİA DENİZDE DEĞİL, BAZEN MASADA BAŞLAR

Bir geminin güvenliği kaptanın motoru çalıştırdığı anda başlamaz.

Çizim masasında başlar.

Malzeme seçiminde, üretimde, kaynakta, bakımda, onarımda ve denetimde devam eder.

Bütün bunların üzerinde ise tek bir kavram vardır:

Liyakat.

Çünkü mühendislik yalnızca diploma değildir.

Bilgi, tecrübe, sorumluluk ve gerektiğinde:

“Bu gemi bu şartlarda sefere çıkamaz.”

diyebilme cesaretidir.

Bir sistemde uzmanlığın yerini yakınlık, tecrübenin yerini başka hesaplar, teknik gerçeklerin yerini ekonomik baskılar almaya başladığında sorun artık yalnızca idari değildir.

Bir gün fiziksel sonuç üretir.

Bir binada kolon olur.

Bir köprüde çatlak olur.

Bir uçakta bakım hatası olur.

Bir gemide ise yüzlerce insanla birlikte denizin ortasında karşımıza çıkar.

Çünkü fizik torpil tanımaz.

UCUZ OLAN DEĞİL, STANDART DIŞI OLAN TEHLİKELİDİR

Burada önemli bir ayrım daha yapmak gerekir.

Ucuz olan her malzeme kalitesiz değildir.

Pahalı olan da kendiliğinden güvenli değildir.

Mühendislikte belirleyici olan standart, uygunluk ve doğru uygulamadır.

Ancak yalnızca maliyeti düşürmek uğruna standardın altında malzeme, yeterli eğitim ve sertifikasyona sahip olmayan işçilik, ertelenmiş bakım veya kısaltılmış denetim tercih ediliyorsa bunun adı tasarruf değildir.

Risk biriktirmektir.

Üstelik dünyanın en kaliteli malzemesini bile ehil olmayan ellere verirseniz güvenli bir yapı elde edemezsiniz.

İki kaynak dikişi dışarıdan aynı görünebilir.

Ama biri yıllarca dayanırken diğerinin içinde gözle görülmeyen bir çatlak sessizce büyüyebilir.

Bazı hatalar yapıldıkları gün öldürmez.

Beklerler.

Yıllarca yük biriktirirler.

Sonra doğru fiziksel şartlar oluşur ve sonuç saniyeler içinde ortaya çıkar.

METALİN DE HAFIZASI VARDIR

Bir geminin yaşlı olması tek başına onun güvensiz olduğu anlamına gelmez.

Ama malzeme yorulur.

Korozyon gelişebilir.

Kaynak ve bağlantı bölgelerinde mikro çatlaklar oluşabilir.

Tekrarlanan yüksek hızlı dalga darbeleri yapısal yorulmayı artırabilir.

Geçmişte hasar görmüş ve onarılmış bölgeler zaman içinde yeniden kritik hale gelebilir.

Boya bunları örtebilir.

Ama fiziğin üzerini boyayamazsınız.

Bu nedenle gerçek denetim yalnızca “Motor çalışıyor mu, radar açılıyor mu, can yeleği var mı?” sorularından ibaret olamaz.

Kritik bölgelerde uygun tahribatsız muayene yöntemleri uygulanmalı, yapısal bütünlük değerlendirilmeli, su geçirmez bölmeler ve sintine sistemleri gerçek şartlara yakın biçimde sınanmalı, geçmiş hasar ve onarımlar ayrıntılı incelenmelidir.

Çünkü gerçek denetimin sorusu:

“Bu gemi bugün yüzüyor mu?” değil, “yarın da güvenle yüzebilecek mi?” olmalıdır.

FACİALAR TEK BİR HATADAN DOĞMAZ

Kaza biliminin en bilinen yaklaşımlarından biri James Reason’ın geliştirdiği İsviçre Peyniri Modelidir.

Bu modele göre güvenlik tek bir duvar değildir.

Tasarım bir katmandır.

Malzeme bir katmandır.

İşçilik bir katmandır.

Bakım bir katmandır.

Denetim bir katmandır.

İşletme yönetimi bir katmandır.

Kaptanın kararı da başka bir katmandır.

Her katmanda birtakım zafiyetler bulunabilir.

Normal şartlarda bir katmanın kaçırdığı hatayı diğer katman yakalar.

Ama tasarımdaki açık, bakımdaki eksiklik, denetimdeki boşluk ve operasyonel yanlış karar aynı hatta geldiğinde risk bütün savunma katmanlarını aşar.

Ve felaket meydana gelir.

Bu nedenle modern kaza analizinin asıl sorusu yalnızca:

“Kim hata yaptı?”

değildir.

Daha önemli soru şudur:

“Sistem, bu hatanın felakete dönüşmesine neden izin verdi?”

Çünkü gerçek güvenlik, insanın hiç hata yapmayacağını varsaymak değildir.

İnsan hata yaptığında diğer katmanların onu durdurmasını sağlamaktır.

KAPTANIN KARŞISINDAKİ GÖRÜNMEZ DALGA

Bir seferi iptal etmek dışarıdan teknik bir karar gibi görünür.

Ama arka planda ekonomik bir dünya vardır.

Bilet iadeleri…

Gecikmeler…

Liman ve işletme maliyetleri…

Programın bozulması…

Ticari itibar…

Müşteri kaybı…

Ve bazen:

“Bu sefer yapılmalı.”

baskısı.

Bir kaptanın önüne açık veya örtülü biçimde:

“Seferi iptal edersem şirket zarar eder; çıkarsam belki bir şey olmaz.”

denklemi konuluyorsa artık yalnızca bireysel karardan değil, sistemik ticari baskıdan söz ediyoruz.

Gerçek güvenlik kültürü kaptana yalnızca gemiyi yönetme yetkisi vermez.

Tehlike gördüğünde ekonomik veya idari baskı hissetmeden:

“Bu gemi bugün çıkmayacak.”

diyebilme güvencesi de verir.

Çünkü denizde en pahalı şey iptal edilen sefer değildir.

Geri getirilemeyen insandır.

YOLCUNUN SESİ DE BİR SENSÖRDÜR

Kazazedelerin aktardığı olağan dışı sesler ve su alma endişeleri doğruysa burada ayrıca incelenmesi gereken önemli bir insan faktörü vardır.

Çünkü güvenlik yalnızca elektronik sensörden gelen alarma dayanmaz.

Bazen ilk alarm bir insandan gelir.

Bir yolcu:

“Burada bir şey normal değil.”

diyorsa bunun karşılığı küçümsemek değil, kontrol etmektir.

Yanlış alarmın bedeli birkaç dakikadır.

Gerçek alarmı önemsememenin bedeli ise bazen insan hayatıdır.

Yolcunun da can yeleğinin yerini bilmesi, acil çıkışı görmesi, güvenlik anonsunu dinlemesi ve olağan dışı durumda erken uyarıda bulunması önemlidir.

Bunun adı panik değil, sivil güvenlik okuryazarlığıdır.

Elbette geminin emniyetinden asıl sorumlu olan yolcu değildir.

Ama güvenlik kültürü yalnızca kaptanın köprü üstünde taşıdığı bir sorumluluk da değildir.

Güvenli toplum, tehlikeyi gördüğünde susmayan toplumdur.

DENETLEYENİ KİM DENETLİYOR?

Üretici denetlenir.

Tersane denetlenir.

İşletmeci denetlenir.

Kaptan denetlenir.

Peki:

Denetleyeni kim denetler?

Bir geminin üzerinde sertifika bulunması onu fizik kurallarından muaf tutmaz.

Sertifika ancak arkasındaki denetim kadar değerlidir.

Eğer denetim yalnızca evrak tamamlamak için yapılıyorsa belge, güvenlik sertifikası olmaktan çıkar; bürokrasinin vicdanını rahatlatan bir kâğıda dönüşür.

Denetçi sistemin son filtrelerinden biridir.

Üretici hata yapabilir.

Teknisyen hata yapabilir.

İşletmeci yanlış karar verebilir.

Bağımsız denetimin görevi bu hataların güvenlik bariyerlerini aşmasını engellemektir.

Son filtreler de çalışmıyorsa artık tek kişinin hatasından değil, sistem hatasından söz ediyoruz demektir.

KAĞIT SERTİFİKA YERİNE DİJİTAL ZIRH

21. yüzyılda yüzlerce insan taşıyan yüksek hızlı bir yolcu gemisinin güvenliğini yalnızca periyodik kontrollere ve birkaç imzaya bırakamayız.

Kritik gövde bölgelerindeki uygun sensörler olağan dışı yapısal yükleri izleyebilir.

Su giriş sensörleri kritik bölmelerde yükselen suyu erken algılayabilir.

Titreşim ve deformasyon verileri yapısal değişikliklerin işaretlerini gösterebilir.

Meteorolojik veriler; dalga yüksekliği, yönü, geminin hızı ve diğer operasyonel parametrelerle birlikte değerlendirilerek anlık risk analizi yapılabilir.

Yapay zekâ destekli karar sistemleri de bütün bu verileri birlikte değerlendirerek mürettebata ve karadaki merkeze erken uyarı sağlayabilir.

Ancak burada çok önemli bir mühendislik prensibi vardır:

Teknoloji de hata yapabilir.

Sensör bozulabilir.

İletişim kesilebilir.

Yazılım yanlış değerlendirme yapabilir.

Bu nedenle sistem fail-safe, yani arıza durumunda güvenli tarafta kalacak biçimde tasarlanmalıdır.

Kritik bir sensör çalışmıyorsa sistem:

“Veri yok, demek ki sorun yok.”

dememelidir.

Tam tersine:

“Güvenliği doğrulayamıyorum; bu nedenle risk var.”

diyebilmelidir.

İşte gerçek dijital güvenlik zırhı budur.

Teknoloji kaptanın yerine geçmez.

Kaptanın, mühendisin ve denetçinin etrafına ikinci bir güvenlik duvarı örer.

VERİ KİMİN ELİNDEYSE GERÇEK DE ONUN ELİNDE OLMAMALIDIR

Sensör koymak tek başına yeterli değildir.

O verinin nasıl saklandığı da önemlidir.

Gövde yükleri, su giriş alarmları, bakım geçmişi ve kritik seyir kayıtları yalnızca işletmecinin kendi sisteminde tutuluyorsa kaza sonrasında veri kaybı veya bütünlüğü konusunda tartışmalar yaşanabilir.

Bu nedenle kritik emniyet verileri güvenli, zaman damgalı ve yetkisiz değişikliklere karşı korunan sistemlerde tutulmalı; gerekli durumlarda yetkili ve bağımsız denetim makamlarının erişimine açık olmalıdır.

Blokzincir benzeri teknolojiler bunun araçlarından biri olabilir.

Ama asıl mesele teknoloji değildir.

Asıl mesele verinin bütünlüğü, izlenebilirliği ve şeffaflığıdır.

Çünkü kara kutu yalnızca kazanın nasıl olduğunu değil;

kazadan önce sistemin neyi bildiğini de gösterebilmelidir.

SADECE FACİALARDAN DEĞİL, ÖNLENEN FACİALARDAN DA ÖĞRENMELİYİZ

Güvenlik biliminin bize öğrettiği başka bir gerçek daha vardır.

Sadece neyin yanlış gittiğini incelemek yetmez.

Neyin doğru yapıldığını da öğrenmek gerekir.

Binlerce sefer neden güvenle tamamlandı?

Hangi kaptan kötü şartlarda geri dönme kararı verdi?

Hangi teknisyen küçük bir çatlağı fark ederek büyük bir tehlikeyi önledi?

Hangi denetçi “Bu şekilde onay vermiyorum.” diyerek belki de hiç haberimiz olmayacak bir faciayı engelledi?

Bunların da kayıt altına alınması gerekir.

Çünkü iyi sistem yalnızca ölümlerden ders çıkarmaz.

İnsanları hayatta tutan doğru kararları da kurumsal hafızaya dönüştürür.

TEKNOLOJİNİN DE ÜZERİNDE BİR ŞEY VARDIR: ETİK

Dünyanın en kaliteli malzemesini kullanabilirsiniz.

En gelişmiş sensörleri takabilirsiniz.

Yapay zekâ kurabilirsiniz.

Yönetmelikleri yüzlerce sayfa yazabilirsiniz.

Ama liyakat yoksa…

Denetim bağımsız değilse…

İmza sorumluluk anlamına gelmiyorsa…

Ve güvenlik maliyet kalemi olarak görülüyorsa…

Sistem bir gün en zayıf noktasından kırılır.

Bu nedenle denetim raporuna imza atan mühendis de, bakım sorumlusu da, işletmeci de, sefere ilişkin yetkisini kullanan kamu görevlisi de attığı imzanın yalnızca idari değil, insani bir sorumluluk taşıdığını bilmelidir.

Çünkü o imzanın arkasında metal yoktur.

İnsan vardır.

SUÇLU BULMAK YETMEZ, SİSTEMİ DÜZELTMEK GEREKİR

Elbette soruşturma sonucunda kusuru bulunan herkes hukuk önünde hesap vermelidir.

Ama birkaç kişiyi cezalandırıp dosyayı kapatırsak bir sonraki facianın yalnızca tarihini bekleriz.

Gerçek soruşturma;

tasarımı, malzemeyi, işçiliği, bakımı, geçmiş onarımları, denetimi, denetçinin yeterliliğini, işletme kararlarını, meteorolojik değerlendirmeyi, kaptanın kararlarını, olası ticari baskıları ve bütün bunları yöneten kurumsal sistemi birlikte incelemelidir.

Çünkü büyük facialar çoğu zaman tek bir insanın büyük hatası değildir.

Küçük ihmallerin aynı anda aynı hatta buluşmasıdır.

DENİZ AFFETMEZ, MÜHENDİSLİK ÖNGÖRÜR

Her facianın ardından aynı cümleyi söylüyoruz:

“Bir daha yaşanmasın.”

Ama facialar temenniyle önlenmez.

Liyakatle önlenir.

Bilimle önlenir.

Kaliteli ve standarda uygun malzemeyle önlenir.

Nitelikli işçilikle önlenir.

Bakımla önlenir.

Bağımsız denetimle önlenir.

Şeffaflıkla önlenir.

Teknolojiyle önlenir.

Ve hepsinden önemlisi, insan hayatını maliyet hesabının üzerinde tutan bir yönetim ahlakıyla önlenir.

Denizi durduramayız.

Dalgayı yasaklayamayız.

Fırtınaya emir veremeyiz.

Ama sağlam gemi yapabiliriz.

Doğru insanı doğru göreve getirebiliriz.

Metal kırılmadan çatlağı görebiliriz.

Risk büyümeden seferi durdurabiliriz.

Veriyi güvence altına alabiliriz.

Denetleyeni de denetleyebiliriz.

Ve kaptana gerektiğinde “hayır” diyebilme güvencesi verebiliriz.

Çünkü medeni toplumların farkı facialardan sonra daha çok ağlamaları değildir.

Facialardan önce daha çok düşünmeleri, daha iyi denetlemeleri ve gerektiğinde “hayır” diyebilmeleridir.

Bu nedenle bir gemi battığında yalnızca:

“Kaptan ne yaptı?”

diye sormayalım.

Gemiyi kim yaptı?

Malzemeyi kim seçti?

Kim onardı?

İşçiliği kim kabul etti?

Bakımı kim yaptı?

Kim denetledi?

Kim sertifika verdi?

Kim sefere uygun buldu?

Olası ekonomik baskıları kim oluşturdu?

Veriyi kim tuttu?

Ve en önemlisi:

Denetleyeni kim denetledi?

Çünkü bir facia bazen denizin ortasında başlamaz.

Yıllar önce yanlış verilen bir kararda…

Standardın altında kalan bir uygulamada…

Liyakatsiz bir görevlendirmede…

Görülüp önemsenmeyen bir çatlakta…

Ertelenen bir bakımda…

Ekonomik baskıyla verilen yanlış bir kararda…

Ya da sorgulanmadan atılan bir imzada başlar.

Dalga yalnızca son noktayı koyar.

Ve belki FİLO JET faciasından çıkarılması gereken en büyük ders şudur:

Bir gemiyi bazen su batırmaz.

Önce liyakat batar.
Sonra mühendislik ahlakı batar.
Sonra denetim batar.
Sonra sorumluluk batar.
En sonunda gemi batar.

Ama gemiyle birlikte insanlar da batıyorsa artık yalnızca kazanın nasıl meydana geldiğini değil, neden önlenemediğini konuşmak zorundayız.

Çünkü insan hayatını gerçekten koruyan devletler ve kurumlar, facianın ardından yalnızca suçluyu aramaz.

Faciadan önce riski arar.

Ve gelişmiş bir güvenlik sisteminin en büyük başarısı, kazadan sonra kimi cezalandırdığımız değildir.

En büyük başarı; hiç kimse ölmediği, hiçbir aile parçalanmadığı ve hiçbir anne telefon başında kötü haber beklemediği için haber bile olmayan o kazayı, daha gerçekleşmeden önleyebilmektir.

#LeventZebek #KKTC #GemiKazası #Gelibolu #Çanakkale

İLK YORUMU SİZ YAZIN

Hoş Geldiniz

Üye değilmisiniz? Kayıt Ol!

Hemen Hesabını Oluştur

Zaten bir hesabın mı var? Giriş Yap!

Şifrenizi mi Unuttunuz

Kullanıcı adınızı yada e-posta adresinizi aşağıya girdikten sonra mail adresinize yeni şifreniz gönderilecektir.