Son Dakika: 30 Ağustos Zafer Bayramı Coşkuyla Kutlandı *** Çanakkale’de Kültür Rüzgarı: Miras ve Troya Buluştu *** Çanakkale Jandarmasında Rütbe Heyecanı *** LÖSEV’den Bağışçılara ve Kahraman Çocuklara Teşekkür *** Çardak Er Meydanı’nda Altın Kemer Feyzullah Aktürk’ün *** WhatsApp İletişim: 05437951277

Umutsuzluğun İçinden Bir Vatan Çıkaranlara…

Yerli ve Milli Parti Gelibolu İlçe Başkanı Levent Zebek, 30 Ağustos Zafer Bayramı dolayısıyla yapığı açıklamada şunları ifade etti. 30 Ağustos: Bir Zaferden Öte, Bir Milletin Kaderine Sahip Çıkışıdır Bugün..

Umutsuzluğun İçinden Bir Vatan Çıkaranlara…
Yayınlanma: 59 Okuma

Yerli ve Milli Parti Gelibolu İlçe Başkanı Levent Zebek, 30 Ağustos Zafer Bayramı dolayısıyla yapığı açıklamada şunları ifade etti.

30 Ağustos: Bir Zaferden Öte, Bir Milletin Kaderine Sahip Çıkışıdır

Bugün 30 Ağustos…

104 yıl önce bu topraklarda yalnızca iki ordu karşı karşıya gelmedi.
Bir tarafta yıllarca süren savaşların ardından yorgun düşmüş, yoksullaşmış fakat bağımsızlığından vazgeçmemiş Türk milleti ve onun ordusu; diğer tarafta Anadolu içlerine kadar ilerlemiş Yunan ordusu ve Millî Mücadele’nin karşı karşıya bulunduğu uluslararası güç dengeleri vardı.
Bugün biz 1922’ye baktığımızda sonucu biliyoruz.
Büyük Taarruz’un başarıya ulaşacağını…
Türk ordusunun kazanacağını…
İşgal kuvvetlerinin Anadolu’dan çıkarılacağını…
Ve bağımsız Türkiye Cumhuriyeti’ne giden yolun açılacağını biliyoruz.
Fakat o gün yaşayan insanlar bunların hiçbirini bilmiyordu.
Belki de 30 Ağustos’un gerçek büyüklüğünü anlayabilmek için önce bunu anlamamız gerekiyor.

Biz Sonucu Biliyoruz, Onlar Bilmiyordu

Biz bugün tarihin son sayfasını biliyoruz.
Onlar ise ilk sayfalarını yaşarken sonucun ne olacağını bilmiyorlardı.
Biz bugün “30 Ağustos Zaferi” diyoruz.
Onlar 26 Ağustos sabahı cepheye yürürken birkaç gün sonra tarihin kendileri hakkında ne yazacağını bilmiyorlardı.
Kazanıp kazanamayacaklarını…
Evlerine dönüp dönemeyeceklerini…
Çocuklarını yeniden görüp göremeyeceklerini bilmiyorlardı.
Ama bildikleri bir şey vardı:
Bu vatan kaybedilirse, yalnızca toprak değil; bağımsız bir gelecek de kaybedilecekti.
İşte kahramanlık tam da burada başlar.
Sonucunu bildiğimiz bir zaferi bugün alkışlamak kolaydır; sonucunu bilmediğiniz bir mücadelede vatanınız için ayağa kalkabilmek ise tarihe geçmektir.

Umutların Tükenme Noktasında Olduğu Bir Ülke…

Osmanlı Devleti yıllarca süren savaşlardan çıkmıştı.
İnsan gücü azalmış, ekonomi ağır biçimde yıpranmış, üretim imkânları daralmıştı.
Anadolu’nun hemen her köşesinde savaşların bıraktığı acılar vardı.
Kimi aile evladını, kimi eşini, kimi babasını kaybetmişti.
Yoksulluk yalnızca devlet kayıtlarında değil, insanların sofrasındaydı.
İstanbul işgal edilmişti.
Anadolu’nun çeşitli bölgelerinde yabancı kuvvetler bulunuyordu.
Ordunun imkânları sınırlıydı.
Millet yorgundu.
Gelecek belirsizdi.
Ancak bütün bunlardan daha tehlikeli bir ihtimal vardı:
Bir milletin, “Artık yapılabilecek hiçbir şey kalmadı.” diyerek kendi geleceğinden vazgeçmesi…
İşte Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün tarihsel liderliğinin büyüklüğü tam burada ortaya çıkar.
Çünkü liderlik, şartlar iyi olduğunda topluma umut vermek değildir.
Asıl liderlik; herkes karanlığa bakarken çıkış yolunu görebilmek ve o yolu akıl, cesaret, sabır ve stratejiyle inşa edebilmektir.
Mustafa Kemal Paşa umutsuzluğu kabul etmedi.
Teslimiyeti gerçekçilik saymadı.
Örgütledi.
Planladı.
Kadrolar oluşturdu.
Millet iradesini mücadelenin merkezine yerleştirdi.
Diplomasiyi kullandı.
Doğru zamanı bekledi.
Ve zamanı geldiğinde harekete geçti.
Çünkü büyük devlet adamlığı yalnızca cesur olmak değildir.
Cesareti akılla, aklı stratejiyle, stratejiyi millet iradesiyle birleştirebilmektir.

Zaferden Önce Zafere İnanmak

Zafer kazanıldıktan sonra zafere inanmak kolaydır.
Asıl mesele;
ülke yorgunken,
millet yoksulluk içindeyken,
ordunun imkânları sınırlıyken,
gelecek belirsizken
ve başarısızlığın bedeli bir milletin bağımsızlığı olabilecekken…
Yine de mücadele edebilmektir.
Mustafa Kemal Atatürk’ün yaptığı tam olarak buydu.
Umudu bir temenni olarak değil, örgütlenmiş bir irade olarak ortaya koydu.
Çünkü onun liderliğinde umut;
“Nasıl olsa her şey düzelecek.” demek değildi.
“Şartlar ne kadar ağır olursa olsun, yapılması gerekeni yapacağız.” diyebilmekti.

O Zaferi Yalnızca Cephedeki Asker Kazanmadı

Millî Mücadele’nin arkasında bütün bir millet vardı.
Daha 1921’de yayımlanan Tekâlif-i Milliye Emirleriyle milletin sınırlı kaynakları Millî Mücadele için seferber edilmiş; Anadolu insanı yalnızca evladını değil, elindeki imkânı da bağımsızlık mücadelesinin hizmetine sunmuştu.
Kadınlar cephane taşıdı.
Köylüler elindeki imkânı ordusuyla paylaştı.
Anneler evlatlarını cepheye uğurladı.
Gençler geri dönüp dönemeyeceklerini bilmeden vatan savunmasına koştu.
Cephede Mehmetçik savaştı.
Arkasında ise bir millet ayağa kalktı.
Çünkü mesele yalnızca bir toprak parçasını korumak değildi.
Mesele şuydu:
Türk milleti kendi vatanında bağımsız mı yaşayacak, yoksa geleceği hakkında başkalarının vereceği kararlara mı boyun eğecekti?
26 Ağustos 1922’de başlayan Büyük Taarruz ve 30 Ağustos’taki Başkomutanlık Meydan Muharebesi bu soruya tarihin verebileceği en güçlü cevaplardan birini verdi:
Bu millet bağımsızlığından vazgeçmeyecekti.

30 Ağustos’tan Cumhuriyete’…

30 Ağustos yalnızca büyük bir meydan muharebesinin kazanılması değildir.
Bu zafer, Anadolu’daki işgalin sona erdirilmesinin önünü açarken yeni Türk devletinin egemen ve bağımsız bir devlet olarak uluslararası alanda yerini alacağı sürecin de en önemli askerî dönüm noktalarından biri oldu.
Ardından Mudanya geldi.
Lozan geldi.
Ve 29 Ekim 1923’te Cumhuriyet ilan edildi.
Bu nedenle 30 Ağustos’u yalnızca bir savaşın sonucu olarak değil, bağımsız ve egemen Türkiye Cumhuriyeti’ne giden yolun en önemli eşiklerinden biri olarak okumalıyız.

Gelibolu’dan 30 Ağustos’a Bakmak…

Bizler Gelibolu’da yaşayan insanlar olarak bağımsızlığın bedelinin ne anlama geldiğini belki birçok yerden daha derinden hissediyoruz.
Çünkü üzerinde yaşadığımız topraklar yalnızca coğrafya değildir.
Aynı zamanda hafızadır.
Çanakkale’nin şehitlikleri ve Gelibolu Yarımadası’nın her karışı bize aynı gerçeği hatırlatmaktadır:
Bir vatanın değeri, ona sahipken değil; onu kaybetmemek uğruna ödenen bedellere bakıldığında çok daha iyi anlaşılır.
Çanakkale’de vatan savunmasına dönüşen irade ile 30 Ağustos’ta işgal ordusuna karşı belirleyici askerî zaferi kazanan irade, aynı milletin bağımsız yaşama kararlılığının farklı dönemlerdeki tezahürleridir.
Bu nedenle Yerli ve Milli Parti Gelibolu İlçe Başkanı olarak benim için 30 Ağustos’u anmak yalnızca tarihî bir günü kutlamak değildir.
Bu topraklarda siyasi sorumluluk taşıyan biri olarak Cumhuriyet’e, bağımsızlığa ve millet iradesine karşı taşıdığımız sorumluluğu yeniden hatırlamaktır.

104 Yıl Sonra Bağımsızlık Ne Demektir?

Bugün Millî Mücadele şartlarında yaşamıyoruz.
Tarihî olayları bugünün siyasi tartışmalarına basit benzetmelerle taşımak da doğru değildir.
Ancak tarih yalnızca geçmişte ne olduğunu öğrenmek için okunmaz.
Gelecekte neyi kaybetmememiz gerektiğini anlamak için de okunur.
Bugün bağımsızlık yalnızca sınırlarımızı korumak değildir.
Bağımsızlık;
ekonomide üretebilmektir,
bilimde ilerleyebilmektir,
savunma sanayiinde kendi kabiliyetlerini geliştirebilmektir,
enerjide ve kritik teknolojilerde dışa bağımlılığı azaltabilmektir,
eğitimde aklı ve bilimi esas almaktır,
hukukta adaleti,
devlet yönetiminde liyakati koruyabilmektir.
Ve 21. yüzyılda bunlara yeni bir alan daha eklenmiştir:

Dijital Bağımsızlık

Bir ülkenin verisini, haberleşme altyapısını, siber güvenliğini ve kritik dijital sistemlerini koruyabilmesi artık millî egemenliğin önemli unsurlarından biridir.
Çünkü çağımızda bağımsızlık yalnızca toprağı değil; bilgiyi, teknolojiyi, veriyi ve millî karar alma kapasitesini de koruyabilmeyi gerektiriyor.
Dünün bağımsızlık mücadelesinin araçlarıyla bugünün araçları aynı olmayabilir.
Fakat temel ilke değişmemiştir: Bir millet kendi geleceğini belirleme iradesini başkalarına teslim etmemelidir.
Bağımsızlık, dışarıya karşı kendi kararlarını verebilmekse; millî egemenlik de devletin yönetme yetkisinin kaynağının millet olduğunun unutulmamasıdır.

Siyasi Makamlar Geçer, Devlet ve Millet Kalır

Siyasi makamlar gelip geçicidir.
Partiler değişir.
Yöneticiler değişir.
Görevler bir gün sona erer.
Ama Türkiye Cumhuriyeti ve Türk milletinin bağımsızlığı hepimizin ortak emanetidir.
Farklı düşünebiliriz.
Farklı siyasi görüşlere sahip olabiliriz.
Fakat söz konusu vatan, bayrak, Cumhuriyet ve bağımsızlık olduğunda üzerinde buluşacağımız ortak zemin, bütün siyasi kimliklerden daha büyüktür.
Siyaset de bu nedenle ayrıştırmanın değil, milletin ortak geleceğini daha güçlü hâle getirmenin aracı olmalıdır.

Atatürk’ü Anmak, Yalnızca Geçmişi Anmak Değildir

Atatürk’ü anlamanın yollarından biri de onun en zor zamanlarda ortaya koyduğu akıl ve iradeyi anlayabilmektir.
Umutsuzluğa teslim olmamak…
Sorunlardan kaçmamak…
Milletine güvenmek…
Aklı ve bilimi rehber edinmek…
Ve şartlar ne kadar ağır olursa olsun:
“Bu ülke için daha ne yapabiliriz?”
sorusunu sormaktan vazgeçmemek.
Bugün bize düşen görev yeniden cephelerde savaşmak değildir.
Bizim kuşağımızın görevi; cephelerde kazanılmış bağımsızlığı eğitimle, bilimle, teknolojiyle, üretimle, adaletle, liyakatle ve güçlü devlet kurumlarıyla geleceğe taşımaktır.
Çünkü bu vatan bize yalnızca geçmişten miras kalmadı.
Gelecek nesillerden de emanet edildi.
Başta Büyük Taarruz’un Başkomutanı ve Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere; silah arkadaşlarını, kahraman ordumuzu, aziz şehitlerimizi, gazilerimizi ve elindeki son imkânı bağımsızlık uğruna ortaya koyan isimsiz kahramanlarımızı rahmet, saygı ve minnetle anıyorum.
Onlar, imkânsız görünen şartlarda bir vatanın kaderini değiştirdiler.
Bizim görevimiz ise onların savaşarak kazandığı bağımsızlığı akılla, bilimle, üretimle, adaletle ve millî egemenlikle geleceğe taşımaktır.
Çünkü tarih bize yalnızca kahramanlarımızla gurur duyma hakkı vermez.
Onların emanetine layık olma sorumluluğu da yükler.
Ve bugün, 104 yıl sonra, kendimize sormamız gereken soru belki de şudur:

“Onlar Bu Vatanı Bize Hangi Şartlarda Bıraktılar; Biz Gelecek Nesillere Nasıl Bir Türkiye Bırakacağız?”

İşte 30 Ağustos’un geçmişten geleceğe uzanan gerçek anlamı budur.
30 Ağustos Zafer Bayramımız kutlu olsun.

Ne Mutlu Türk’ün Diyene!

İLK YORUMU SİZ YAZIN

Hoş Geldiniz

Üye değilmisiniz? Kayıt Ol!

Hemen Hesabını Oluştur

Zaten bir hesabın mı var? Giriş Yap!

Şifrenizi mi Unuttunuz

Kullanıcı adınızı yada e-posta adresinizi aşağıya girdikten sonra mail adresinize yeni şifreniz gönderilecektir.

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.