Son Dakika Haberler

Dünya Vazgeçenleri Değil Azmedenleri Hatırlar

Dünya Vazgeçenleri Değil Azmedenleri Hatırlar
Okunma : 125 views Yorum Yap

Dünyanın ihtiyacı, “her şeye üzülen ama hiçbir şey yapmayan insanlar” değil, üzüldüğü şeyler için harekete geçen bir şeyler yapma dürtüsü hisseden insanlardır. Zira bu söz Amin Maalouf’un Ortadoğu insanı için tanımıdır. Ne kadar güzel betimlemiş Maalouf, evet üzülen ama çaba sarf etmeyen insanları..

Günümüzde de herkes oturduğu yerden ahkam kessin, konfor alanı dışına çıkmasın ancak istedikleri de gerçekleşsin istiyor. Nasıl olacak bu iş? Siz hiç çaba sarf etmezken, emek vermezken, taşın altına elinizi koymazken birileri gelip sizi kurtaracak diye mi bekliyorsunuz? Ya da istediğiniz tüm emellerinizin gerçekleşmesi için siz, ah vah tüh diye hayıflanırken, kurban rolünüzü tepe noktasında yaşarken birileri sizi bulunduğunuz durumdan kurtaracak öyle mi?

Kusura bakmayın da öyle bir dünya yok. Yahut benim bildiğim kadarıyla yok. Gönülden istedikleriniz her ne olursa olsun, önce bir niyetiniz, sonra bir yol haritanız ve çok çalışıp çabalayarak harekete geçmek için cesaretiniz olmalıdır.

Pek çok insandan duyuyorum, ben sizin kadar cesaretli değilim, yada sizin çevreniz çok geniş sözlerini. Sizin de olsun cesaretiniz yeter ki isteyin. Birileri aman benim hakkımda kötü düşünmesin, konuşmasın, aman beni yanlış anlamasın diye adım atmazsanız ileriye dönük zamanda, ne cesaretiniz olabilir nede o özendiğiniz geniş çevreniz.

Cesaret demek, yürekli olabilmek demektir. Korkusuzca hadiselerin üzerine gidip yüzleşebilmektir korktuklarınızla. Atılganlık ve yiğitlik demektir. Tüm korkularınıza rağmen bilinmeyene adım atabilmektir. Eğer bir şeylerin değişmesini istiyorsanız eyleminizi gerçekleştirebilmek için atılan ilk adımdır.

Çevre genişliği ise, artık sosyal medya sayesinde o kadar da zor olmayan bir olgu. Hatta pek çok ağ sayesinde takipçi sayınızı arttırabileceğiniz argümanlar da mevcut günümüzde. Ancak benim burada özellikle üzerinde durmak istediğim anlam, gönül kazanıp, gönüller alabilmekte. Zira iyi bir iletişimin duygu alışverişi içerisindeki insanlar arasında olabildiğine inananlardanım. Yani samimi, olduğu gibi ve haddini bilip sınırları aşmayan, empati yeteneği gelişmiş insanlar doğru biçimde iletişim kurabilirler hayatın içinde. Lafı dolandırmayan, net olarak kendilerini ifade edebilen insanlarla kurulan ilişkilerin ise tadına doyum olmaz yaşamda.

Sosyal medyada bile insanların, sadece beğenip geçen değil, gönderiyi iyi anlayıp tahlil edebilen sözcüklerini ihtimamla seçerek yaptıkları yorumlar bu sözlerimi kanıtlar niteliktedir aslında. Yani sanalda dahi beğenileriniz ve yorumlarınız sizin daha iyi tanınmanızı da sağlar insanlar tarafından. Hani ” Size bir selam verildiğinde ya daha güzeli yada dengi ile cevap veriniz” diye bir söz vardır. Çok önemsediğim ve yaşamımda hep dikkat etmeye çalıştığım bir ilkedir benim için de. Birisi bana güzel bir söz söylediğinde ben de ona daha güzelini söylemeye gayret gösteririm tüm iletişimlerimde.

Güzel söz söyleyebilmekte bir sanattır çünkü. Bu şekilde davrandığınız takdirde çevrenizdeki insanların mevcudiyeti ve miktarından ziyade niteliklerinin de arttığını görürsünüz. Önemli olan sizin öncelikle güvenilir olmanızdır her manada. Ve güven şu dünyadaki en önemli duyguların başında gelir. Zira güven bir ayna gibidir. Bir kez kırıldı mı, ne yaparsanız yapın hep çizik gösterir. Eğer güven vermişseniz çevrenizdeki insanlara, söz vermeniz dahi gereksizdir artık. Çünkü siz dilinden de emin olunansınızdır.

Kısacası, şu hayatta iki çeşit insan vardır; 1-Yaşadığı hayattan hoşnut olmayıp hep şikayet eden, ”kurban rolü” oynamayı alışkanlık haline getiren insanlar.2-Yaşadığı hayattan hoşnut olmadığı halde aksiyona geçen insanlar.

Birinci grup yaşamda hep ”seyirci” formunda olan gruptur. Oturduğu yerden hep dertlenir. İkinci grup ise, ”oyuncu” olmayı belirleyici olmayı kabul eden insanlardır. Seyirci koltuğunda oturup, ”risk almaktan” imtina eden insanlar, bedel ödemeyi seçmiş ve istediğini almış cesur insanların hayatını imrenerek izlerler.

Kaldı ki, Ortadoğu insanlarının ortak noktası her şeye üzülmek ve kendisini çaresiz hissetmektir. Ta ki tokadı yüzlerinde hissedene kadar üstelik. Bu bakımdan duygusallıkla duyarlı olmayı karıştırmamak lazım. Çok duygusal insanım, her şeye üzülür ağlarım diyorsanız tipik bir Ortadoğu insanısınız. Bunun övünülecek bir tarafının olmadığını da iyi tahlil etmelisiniz. Ancak duyarlılıkla duygusallığı sentezleyebiliyorsanız, işte o zaman level atlayabilirsiniz. Bu özel hayatta da toplumsal yaşamda da değişmez kuraldır.

Hayat önce kendisini yok sayanları harcar. Sizin içinizde huzur yoksa, yaşamaya ve yaşatmaya cesaretiniz yoksa, kimseye verecek bir şeyiniz de olmaz. Kendinizi yok saymaktan vazgeçin. Sorunlarınızı görmezden gelmeyi bırakın. Yaşamınızda yolunda gitmeyen şeyler için başkalarını suçlamayı bırakın. Unutmayın ki, her şey neye layıksa ona dönüşür .

Kader bile gayrete aşıkken üstelik.
Sevgilerimle…