Son Dakika Haberler

Kutsal Topraklara Yolculuk – 2

Kutsal Topraklara Yolculuk – 2
Okunma : 31 views Yorum Yap

Uçağımız Cidde havaalanına yaklaştığında hepimiz lebbeyk nidalarıyla ve inanılmaz heyecanla coşmuştuk. Gelibolu’dan otobüse bindiğimizde hava güneşliydi ancak oldukça serindi. Cidde’ye indiğimizde ise yazdı adeta. Sıcaklık 35 dereceydi ve gece saat 3.30’du. Şıkır şıkır ışıklar içerisindeydi Cidde ve belli ki çok da güzeldi.

Pasaport işlemlerinden hemen sonra, bizim neredeyse 20-30 sene evvel ki şehirler arası otobüslerimiz gibi bir otobüse binerek Mekke’ye doğru hareket ettik. Yol boyunca ilahiler okuyarak ve telbiye getirerek nasıl geldiğimizi anlayamadık kalacağımız otele. Eşyalarımızı odalarımıza bıraktıktan hemen sonra toplanarak ilk umremizi yapmak üzere Mescid-i Haram’a doğru yola çıktık.

Kabe meğer caminin yani Mescid-i Haram’ın avlusundaymış. Hep farklı bir yer olarak algılamıştım oysa. Daha evvelden de duyduğumuz Kabe’yi ilk gördüğünde ne istersen, ne dua edersen Allah kabul eder düsturunu hocamız bir kez daha hatırlattı hepimize.

Hava daha karanlıktı, sabah namazına az bir süre vardı ancak her yer kıpır kıpır insanlarla doluydu. Buraları 24 saat yaşayan şehirdi. Görseniz burada insanlar hiç uyumuyor dersiniz, ben öyle dedim zira. Binbir çeşit ırktan insanlar geçip gidiyor yanımızdan ve ben herbirini fotoğraflamaya çalışıyorum beynimde. Severim zaten çocukluğumdan beri insanları izlemeyi.

Mermer avlu bitiminde bir sürü kapısıyla karşımıza tüm heybetiyle Mescid-i Haram çıktı. Her bir kapının adı da farklı. Ayakkabılarımızı çıkararak caminin içerisine girdik ama ne cami. Müthiş ihtişamlı, şaşalı, gösterişli.

Dediler ki yanımdaki arkadaşlarım şimdi Kabe’yi göreceksin. Caminin içi öyle kalabalık ki, her yer bir örnek halıyla kaplı, avizeler ve sütun oymaları muhteşem. Pek çok yerde tavanlarında pervaneler var, klimalar var. Beynim hangi bir detayı algılaması gerektiğini şaşırdı, bir rüya mıydı yaşadığım, hayal mi görüyordum, yoksa gerçek miydi yaşadıklarım.

Sadece o kalabalıkta yalnız ben vardım sanki, ne eşim, ne kayın validem, ne o kalabalık, sadece ben vardım. Yüreğim kuş gibi çarpıyordu. Birden sütunların arasından siyah örtüsü ve sırma işiyle, mis gibi gül suyu kokusuyla, eşsiz vakarıyla Kabe’yi, Yaradan’ın benim evim dediği Beyt’ini gördüm.

Tir tir titriyordum ve gözyaşlarıma engel olamıyordum. Lebbeyk nidalarıyla nasıl şükür edeceğimi bilemediğim o anlarda hayat durdu sanki benim için, sadece ve sadece Allah’ım şu anda ettiğim ve şu andan sonra edeceğim tüm dualarımı huzurunda kabul buyur inşallah diyebildim.

Pek çok insan tavaf ediyordu Kabe-i Muazzama’yı. Resimlerde gördüğümüz gibi Kâbe, hatta yakından daha da cüsseli, yaklaşık olarak küp şeklinde bir ibadethane. İslâm dininin ilk ve en kutsal mekânı kabul ediliyor. Kuran’da Kâbe’nin Hazreti İbrahim ve oğlu Hazreti İsmail tarafından inşa edilmiş olduğu belirtiliyor.

Dünya’daki bütün Müslümanlar, nerede olurlarsa olsunlar, namazlarını Kâbe’ye dönerek kılıyorlar. Kâbe’nin olduğu yöne kıble deniyor. Tavaf, (yukarıdan bakıldığında) saat yönünün tersine bir yönde Hacerü’l-Esved köşesinden başlayarak Kâbe’nin etrafında yedi tam tur yürümeye deniliyor.

Tavaf sırasında dönülen her bir tur’a ise şavt deniliyor. Kabe’nin kuzeyinde Altın oluk bulunuyor ve Türkiye’deki Müslümanlar bu yöne doğru namazlarını kılıyor. Kâbe’nin batı duvarının önünde bulunan beyaz mermerden yapılmış İsmail duvarı adı verilen kavisli yarım daire şeklinde alçak duvarla sınırlanmış bir bölge bulunuyor. Doğu köşesinde ise Hacerü’l-Esved taşı.

Mescid-i Haram’ın Kabe’yi kuşatan bölümünde ise Osmanlı’nın yaptırmış olduğu ravaklar bulunuyor. Öyle bir aydınlatılmış ki Kabe, gece saat kaç olursa olsun gündüz gibi. Hatta gece daha kalabalık, sıcak ve güneş olmadığı için. Kafile kafile her milletten insanı bir arada görebilmeniz mümkün. Ufacık bebekleriyle tavaf eden insanlardan tutun da tekerlekli sandalyeyle genci ihtiyarı herkes, hem de her yaştan omuz omuza davete icabet etmeye gelmişler. Kimsenin kimseyle işi yok orada tek dertleri, her şeyden arınabilmek, tüm günahlarından, tüm nefretlerinden, tüm ihtiraslarından, tüm karanlık taraflarından.

İnanın oraya gittiğinizde kendinizi çok özel hissediyorsunuz. En azından ben öyle hissettim, Allah’ım sen bunca insanı buraya davet etmişsin, bu insanların içerisinde ben ne yaptım da bu güzellikleri bana lütfettin, sana ne kadar şükretsem az diyerek adeta kendimden geçtim. Eminim ki oraya giden benim gibi herkes de üç aşağı beş yukarı aynı duyguları yaşamıştır, hep duyarsınız oralara gidip gelen insanlardan o atmosfer başka bir şey, oraya hasta giden iyileşiyor, muhteşem bir enerji var Kabe’de.

Birliğin, beraberliğin en güzel göstergesi orası, aslında herkes birbirine secde ediyor, birbirinin güzel gönlüne, hem de müthiş bir Aşk’la ve sevgiyle..

Sevgilerimle…