Son Dakika Haberler

Kutsal Topraklara Yolculuk – 3

Kutsal Topraklara Yolculuk – 3
Okunma : 31 views Yorum Yap

Mekke, şehir olarak güzel değil. Orayı güzelleştiren bence görkemli Mescid-i Haram içerisindeki Kabe.

Mekke 24 saat yaşayan bir şehir ayrıca. Her milletten, her ırktan insanı kafilelerle misafir ediyor, tipik bir çöl havasına sahip ve yılın 12 ayı da ticari anlamda ve turizm anlamında hep döngüsü olan bir şehir.

Son yıllarda Arabistan Hükümeti de bu döngünün farkına vararak yenileme çabasında Mekke’yi. Tüm oteller ve hatta Kabe’nin avlusu dahi büyütülerek ciddi anlamda revizyona girmiş.

Osmanlı imparatorluğunun yapmış olduğu ravaklar ise biz gittiğimizde duruyordu. Ama içimi en çok acıtan, Kabe’nin etrafında yani caminin arkasında öyle yüksek binalar yapmış ki Araplar, saat kulesi dahil olmak üzere Hilton gibi lüks oteller Kabe’ye tepeden bakıyor.

Hatta Kral’ın konakladığı saray da. Kabe’nin olduğu avlu ve cami ise her an temizleniyor görevliler tarafından. Umre yapmak oldukça yorucu. Hiç kitaplarda okunduğu gibi değil.

Niyetlenerek Kabe’yi tavaf ettikten sonra 7 kere, yine niyetlenerek Safa ve Merve arasını gidip gelerek ziyaret ediyorsunuz.Orada özellikle tavaf ederken, Safa ve Merve tepesini yürürken adeta tüm bedenimin sarsıldığını hissediyorum. Organlarım dahi her adımla sarsılıyor. Bedenim zelzele mi geçiriyor sarsıntıdan diye düşünmeden kendimi alamıyorum.

Herkesin ağzında Rabbine dualar var, hoca’lar, rehberler söylüyor duaları, tüm kafile onunla birlikte tekrarlıyor. Müthiş bir enerji. Sadece siz varsınız dualarda yakaran ve sizi duyduğundan emin olduğunuz Yaratıcınız sanki, O kalabalık içerisinde.

Umre ibadetini yapmak yaklaşık 2 saatinizi alıyor kafileyle birlikte yapıldığında. Mekke’de kaldığımız 11 gün boyunca 4 kere Umre yaptık, bol bol tavaf ettik. Tavaf ederken ise her Hacer’ül Esved taşının karşısına gelince bu taşı selamladık.

Mekke’ye giderken hocamızdan özellikle Hacer’ül Esved taşına gidebilmeyi istedim, diğer isteğim ise, Hira Dağı’na çıkmaktı. Hacer’ül Esved o kadar kalabalık ki, yanına yaklaşabilmek dahi bir mucize neredeyse.

Biz önce bir deneyelim dedi hocamız erkeklerle. Eğer başarabilirsek sizi de götürürüz dedi. Tüm erkekler gittiler, Hacer’ül Esved’e. Geldiklerinde, yok siz giremezsiniz, ezilirsiniz dediler bize.

Ama onlar tüm zorluklara rağmen taşı elleyebilmişlerdi. O taşın enerjisini her yerde okumuştum. Kafama koymuştum, bende gidecektim o mübarek taşa. Eşim ise ısrarla gitme, bak fenalaşırsın diyordu.

Bir tavafı ikimiz yapıyorduk, kafile olmadan. Yavaş yavaş taşın olduğu tarafa kaydım, ben gidiyorum dedim. Taşın olduğu yerde muhafız bir Arap asker duruyor devamlı nöbette. Ona el salladım ve işaret ettim, bana yardım et diye. O da gel dedi bana.

Ama erkekler o kadar kalabalık ki girebilmek nerdeyse çok zor, ağlayanlar, taşı öpmeye çalışanlar, bir arbede ki sormayın gitsin. O hengamede nasıl o kalabalığı yararak oraya gittiğimi bilmiyorum.

Sanıyorum genç olmak ve zayıf olmak da bir avantajdı. Başı takkeli bir bey Hacer’ül Esved taşına başını sokmuş öpmeye çalışıyordu büyük bir mücadeleyle. Başını taşın olduğu yerden ittirerek çıkarttığımı ve taşa 3 kere elimi sürdüğümü biliyorum.

Sonrasında tüm vücudumun tir tir titreyerek, ağladığımı.. Gözyaşlarına boğulmuştum adeta, dilimde binbir şükürle. Sonrasında ben nasıl çıkacağım buradan derken, kendimi sadece o kalabalığa bıraktım ve o kalabalık çok enteresandır ki, ayaklarımı yerden keserek beni dışarıya doğru yavaşça kaldırarak indirdi.

Nasıl şükredeceğimi bilemiyordum. Ne hissettiğimi, ne yaşadığımı sadece bana bunları yaşatan Rabbim biliyordu…

Sevgilerimle…