Son Dakika Haberler

Kutsal Topraklara Yolculuk – 4

Kutsal Topraklara Yolculuk – 4
Okunma : 32 views Yorum Yap

Mekke’de bulunduğumuz süre içerisinde (11 gün) 4 kere Umre ibadetini yaptık ve sayısız kere de tavafda bulunduk çok şükür.

Uyku yok neredeyse, yastığı daha karşıdan gördüğümde rüyalar görmeye başladığım hayatımdaki ilkleri yaşadım oradayken. Açlık dahi hissetmedim, yorgunluk hiç olmadı, program çok yoğundu oysa ki.

Aramızda yaşlılar da vardı, onlar zaman zaman katılamadı programların bazılarına. Onun için genç gidebilmek lazım oralara. Bir tek bizim ülkemizden daha ziyadesiyle yaşlılar gidiyor kutsal topraklara, gençler daha az.

Diğer ülkelerden gelen müslümanlarda ise gençler çoğunlukta. Hatta ufacık bebekleriyle gelenler mi istersiniz, kucaklarında çocuklarıyla tavaf edenleri mi, namaz kılarken seccadenin yanında annelerini bekleyen kuzucukları mı? Yada tekerlekli sandalyelerle yaşlı annelerine babalarına yahut yakınlarına tavaf ettirenleri mi?

Muhteşem bir mozaik, her yaştan insan huzurda ve bir arada. Mekke’de bulunduğumuz süre içerisinde Hira Dağına çıkmak en çok istediğim şeydi. Vahyin Peygamberimize ilk gelen yer olması hasebiyle.

Hocamız, bu gece saat 3.30’da çıkıyoruz Hira’ya hazır olun dediğinde müthiş bir heyecan kapladı içimi. Zira dağlar çok önemlidir İslamiyette. Sina dağı, Zeytin dağı, Hira dağı hep vahiylerin geldiği yerlerdir elçilere.

Gece 3.30’da Hira dağının eteklerine kadar otobüslerle gittik. Gece gitmemizin sebebi, Araplar maymunlar koymuşlar dağa insanlar çıkmasınlar diye, insanlar şirke bulaşmasınlar istiyorlarmış. Zaten Peygamberimiz’in doğduğu ev dahi ziyaretçilere kapatılmış.

Gün içerisinde uyanık olduklarından insanların çantalarını alıp kaçıyorlarmış maymunlar, bunun için sabaha karşı çıktık Hira’ya. Bu yolculuğun başından beri buraya en çok çıkmayı isteyen ben, Hira’nın eteklerini tırmanmaya başladığımızda kendi kendime, ”Eyvah çıkamayacağım herhalde” diyerek ümitsizliğe kapıldım.

Çünkü dağ inanılmaz dikti. Beni yalnız bırakmamak için aslında eşim de benimle birlikte gelmişti. Şimdi, ”yok ben çıkamayacağım” demek bana göre değildi. Ha gayret diyerek, tüm gücümü toplayarak en üst noktaya kadar çıktık birlikte.

Son derece rüzgarlı bir havaydı ve tüm Mekke ışıl ışıl görünüyordu. Hem o basamakları çıkıyor, hem de nasıl çıktın be mübarek buralardan diyerek Peygamberimizi anlamaya çalışıyordum.

Hele Hz. Hatice’nin Hz. Fatma’ya hamileliği döneminde eşine yemek (hurma, ekmek ve su) götürmek amaçlı her gün buralara gelmesi beni inanılmaz etkilemişti.

Hira’nın en tepesine çıkmayla da iş bitmiyordu, çünkü mağara dağın arka tarafından merdivenlerle inilerek gidilen çok dar bir yerdi. Öyle kalabalık ve soğuktu ki, eşim daha fazla gitmeme müsaade etmedi. Sadece dualarımızı edip, sabah namazını kılarak geri döndük biraz dinlendikten sonra.

Yine bir ilki yaşamıştım kendi adıma, tefekkür etmenin, ne demek olduğunu. Fedakarlığın, sevginin, vefanın en şahikasını yaşamıştım, Mekke’nin en tepesinde, en yoğun duygularla..

Zaten bir kaç gün sonra da veda tavafını yaparak Mekke’den ayrılıyorduk ama ne ayrılmak. Göz yaşlarımı tutamıyordum son tavafta. Öyle güzel, öyle manevi duygular yaşamıştım ki kendi adıma, sanki bir parçamı orada bırakıyordum.

Dilimde dualar, Rabbim, yeniden çağır beni, çağır ki, yine senin divanına gelebileyim, senin beytini yine ziyaret edebileyim derken buldum kendimi.

Orada daha evvel de bahsettiğim gibi her şeyin ne kadar boş olduğunu görüyorsunuz, küçük bir kıyametin neredeyse provasını yaşıyorsunuz. Ve tüm sevdiklerinizin de buralarını dünya gözüyle görmeleri gerektiğini düşünüyorsunuz. Yaşadığım tüm güzellikleri, tüm deneyimleri, Rabbim isteyen tüm insanlara nasip etsin inşallah ve inanın bu hadsizlik değil ama benim gibi yeniden gitmek isteyen kullarına da..

Sevgilerimle…