Son Dakika: Gelibolu Maratonu İçin Geri Sayım Başladı *** LÖSEV, Tüm Türkiye’yi Atatürk’ün Huzuruna Davet Ediyor *** ÇOMÜ’lü Milli Sporcu Avrupa Dördüncüsü Oldu *** Gelibolu Sağlıklı Hayat Merkezi’nden Miniklere Sağlık Dersi *** ÇOMÜ’lü Gençlerden TEKNOFEST’te Biyoteknoloji Çıkarması *** WhatsApp İletişim: 05437951277

Levent Zebek yazdı “Enerji Yeşil Olabilir; Peki Üzerine Kurulduğu Toprak Ne Olacak?”

Bir ülke ne enerjiden ne topraktan, ne sanayiden ne de sudan vazgeçebilir. Mesele yatırımın yapılıp yapılmaması değil, ne kazandığımızı ve karşılığında ne kaybettiğimizi ölçebilecek şeffaf bir sistem kurabilmektir. Çünkü gerçek..

Levent Zebek yazdı “Enerji Yeşil Olabilir; Peki Üzerine Kurulduğu Toprak Ne Olacak?”
Yayınlanma: 28 Okuma

Bir ülke ne enerjiden ne topraktan, ne sanayiden ne de sudan vazgeçebilir. Mesele yatırımın yapılıp yapılmaması değil, ne kazandığımızı ve karşılığında ne kaybettiğimizi ölçebilecek şeffaf bir sistem kurabilmektir. Çünkü gerçek sürdürülebilirlik yalnız bugünün enerjisini üretmek değil, yarının hayatını da korumaktır.

Bir yatırım elektrik üretebilir.

Karbon salımının azaltılmasına katkı sağlayabilir.

Enerji ithalatını düşürebilir.

İstihdam yaratabilir.

Bunların hepsi son derece değerlidir.

Ama aynı yatırım verimli toprağı, merayı, su kaynaklarını veya biyolojik çeşitliliği etkiliyorsa hesabın öteki tarafına ne yazacağız?

Türkiye’nin artık yalnız yatırımı değil, yatırımın geride bıraktığı toplam sonucu ölçmeye ihtiyacı var.

Gözünüzün önüne bir tarla getirin.

Üzerinde yıllardır buğday yetişiyor.

Yanındaki merada hayvanlar otluyor.

Biraz ileride köyün su kaynağı akıyor.

Sonra o bölgeye büyük bir yatırım geliyor.

Elektrik üretiyor.

Karbon salımının azaltılmasına katkı sağlıyor.

Dışa bağımlılığı azaltıyor.

İstihdam yaratıyor.

Şimdi soralım:

Bu yatırım iyi midir, kötü müdür?

Aslında soru yanlış.

Çünkü bir ülke ne enerjiden vazgeçebilir ne topraktan.

Ne sanayiden vazgeçebilir ne sudan.

Ne kalkınmadan vazgeçebilir ne de gıda güvenliğinden.

O halde tartışmamız gereken şey yatırımın yapılması ya da yapılmaması değildir.

Asıl mesele şudur:

Yatırım yapılırken ne kazandığımızı ve karşılığında ne kaybettiğimizi gerçekten ölçüyor muyuz?

YEŞİLİN DE BİR HESABI OLMALI

Türkiye’nin sürdürülebilir ekonomik faaliyetleri sınıflandırmaya yönelik Yeşil Taksonomi düzenlemesi bu tartışmayı daha önemli hale getiriyor.

Çünkü sürdürülebilirlik yalnız karbon salımını azaltmaktan ibaret değildir.

İklim önemlidir.

Ama su da önemlidir.

Enerji önemlidir.

Ama toprak da önemlidir.

Karbon önemlidir.

Ama biyolojik çeşitlilik de önemlidir.

Bu yaklaşımın önemli ilkelerinden biri son derece anlamlıdır:

Bir çevresel hedefe katkı sağlarken diğer çevresel hedeflere önemli zarar vermemek.

İşte bütün mesele burada başlıyor.

Bir rüzgâr enerji santrali temiz elektrik üretebilir.

Bir güneş enerji santrali fosil yakıt kullanımının azaltılmasına katkı sağlayabilir.

Bunlar Türkiye açısından önemli kazanımlardır.

Ama bunun ardından ikinci sorular gelmelidir:

Nereye kuruldu?

Kaç hektar arazi kullanıldı?

Arazinin niteliği neydi?

Tarım arazisi miydi?

Mera mıydı?

Su kaynakları üzerindeki etkisi ne olacak?

Biyolojik çeşitlilik nasıl etkilenecek?

Ne kadar enerji üretilecek?

Enerji ithalatında ne kadar tasarruf sağlanacak?

Kaç kişiye geçici, kaç kişiye kalıcı istihdam sağlayacak?

Ve eğer bir üretim kapasitesi kaybedilecekse:

Bunun ne kadarı ve nasıl telafi edilecek?

Çünkü sürdürülebilirlik yalnız üretilen elektriğin rengine bakmak değildir.

Elektriğin üretildiği yerde geride ne kaldığına da bakmaktır.

TOPRAK SADECE HEKTAR DEĞİLDİR

Bir tarım arazisini haritada görmek kolaydır.

On hektar…

Yüz hektar…

Bin hektar…

Ama toprağın gerçek değeri yüzölçümünden ibaret değildir.

O toprak kaç ton ürün yetiştiriyor?

Kaç ailenin geçimine katkı sağlıyor?

Kaç yıldır üretimde?

Su kaynaklarıyla ilişkisi nedir?

Ve en önemlisi:

Yarın ne üretebilir?

Çünkü toprak yalnız bugünün üretimi değildir.

Toprak, geleceğin üretim kapasitesidir.

İşlenmeyen tarım arazilerini tartışırken tam da bu nedenle bir model önermiştim:

NEDEN İŞLENMİYOR ENVANTERİ

Devlet bir tarlanın iki yıldır boş olduğunu görebilir.

Ama asıl bilmesi gereken şudur:

Neden boş?

Mazot mu?

Gübre mi?

Sulama mı?

Miras sorunu mu?

Parsel küçüklüğü mü?

Üreticinin yaşı mı?

İşçilik maliyeti mi?

Pazara ulaşamamak mı?

Ürünün yeterli gelir sağlamaması mı?

Çünkü teşhis yanlışsa çözüm de yanlış olur.

MERA SADECE ARAZİ DEĞİLDİR

Aynı durum meralarımız için de geçerlidir.

Bir meranın değerini yalnız hektarla ölçmek eksik bir hesaptır.

O mera kaç hayvanın doğal yem ihtiyacına katkı sağlıyor?

Kaç üretici kullanıyor?

Hayvancılık maliyetini ne ölçüde azaltıyor?

Bu nedenle yalnız “mera kaybı” değil;

NET MERA KAPASİTESİ KAYBI

hesaplanmalıdır.

Çünkü bir ülke bazen toprağı tapuda kaybetmez.

Toprağın üretme kabiliyetini kaybeder.

Ve kaybedilen şey haritada hâlâ yeşil göründüğü için kimse bunun farkına varmayabilir.

ENERJİ DE STRATEJİKTİR, GIDA DA

Burada önemli bir hataya düşmemeliyiz.

Enerji yatırımlarını tarımın düşmanı gibi göstermek doğru değildir.

Sanayinin enerjiye ihtiyacı vardır.

Evlerin enerjiye ihtiyacı vardır.

Türkiye’nin enerji ithalatını azaltması ekonomik ve stratejik açıdan önemlidir.

Ama başka bir gerçek daha vardır:

Bir ülkenin kendi insanını besleyebilme kapasitesi de stratejiktir.

Enerjide dışa bağımlılık bir risk alanıdır.

Gıdada dışa bağımlılık da bir risk alanıdır.

Enerji güvenliği nasıl stratejik bir meseleyse;

gıda güvenliği de öyledir.

Dolayısıyla mesele;

“Enerji mi, tarım mı?”

kavgası değildir.

Doğru soru şudur:

ENERJİYİ ÜRETİRKEN TARIMI VE GELECEĞİ NASIL KORUYACAĞIZ?

ÖLÇMEDİĞİNİZ ŞEYİ KORUYAMAZSINIZ

Bir yatırım başladıktan sonra çevresel etkisini ölçmek tek başına yeterli değildir.

Çünkü başlangıç noktasını bilmiyorsanız değişimi de doğru ölçemezsiniz.

Bu nedenle her büyük yatırım öncesinde;

YATIRIM ÖNCESİ BAŞLANGIÇ ENVANTERİ

oluşturulmalıdır.

Yatırım alanının;

toprak niteliği ve üretim kapasitesi,

su miktarı ve kalitesi,

tarımsal üretimi,

mera kapasitesi,

biyolojik çeşitliliği,

yerel ekonomik yapısı

yatırım başlamadan önce kayıt altına alınmalıdır.

Sonra aynı göstergeler yatırımın birinci, üçüncü, beşinci ve gerektiğinde onuncu yılında yeniden ölçülmelidir.

Çünkü ancak o zaman şu soruya bilimsel bir cevap verebiliriz:

Gerçekte ne değişti?

TÜRKİYE’NİN YENİ BİR BİLANÇOYA İHTİYACI VAR

Şirketlerin bilançosu var.

Devletin bütçesi var.

Yatırımların fizibilite raporları var.

Çevresel değerlendirmeler var.

Tarım kayıtları var.

Enerji verileri var.

Coğrafi bilgi sistemleri var.

Fakat vatandaşın önünde bütün bunları aynı denklemde birleştiren, anlaşılır ve kamuya açık bütüncül bir ekran yok.

Ben buna;

TÜRKİYE SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK BİLANÇOSU

diyorum.

Her büyük yatırım için vatandaş aynı ekranda şunları görebilmeli:

Ne kadar enerji üretilecek?

Karbon azaltımına katkısı ne olacak?

Enerji ithalatında ne kadar tasarruf sağlayacak?

Kaç hektar arazi kullanılacak?

Ne kadar tarımsal üretim kapasitesi etkilenecek?

Mera kapasitesindeki değişim ne olacak?

Su kaynakları üzerindeki ölçülen etki nedir?

Biyolojik çeşitlilik nasıl değişiyor?

Kaç kişiye geçici, kaç kişiye kalıcı istihdam sağlanıyor?

Yatırımın ekonomik ömrü ne kadar?

Ekonomik ömrü tamamlandığında tesis nasıl sökülecek ve arazi nasıl rehabilite edilecek?

Ve en önemlisi:

KAYBEDİLEN KAPASİTENİN NE KADARI TELAFİ EDİLDİ?

YATIRIM BİTER; SORUMLULUK BİTMEMELİ

Bir yatırımın gerçek çevresel bilançosu yalnız çalıştığı yıllardan ibaret değildir.

Bir gün türbin ekonomik ömrünü tamamlayabilir.

Güneş panelleri sökülebilir.

Tesis faaliyetini durdurabilir.

Peki sonra?

Arazi hangi durumda bırakılacak?

Toprak yeniden üretime kazandırılabilecek mi?

Sökümden çıkan malzemeler nasıl yönetilecek?

Verilen rehabilitasyon taahhütleri yerine getirilecek mi?

Bu nedenle sürdürülebilirlik hesabı yalnız “yatırım öncesi” ve “yatırım sırasında” yapılmamalıdır.

Bir de;

YATIRIM SONRASI NİHAİ BİLANÇO

olmalıdır.

Çünkü yatırımın ekonomik ömrü bitebilir.

Ama toprağın ömrü bitmemelidir.

BİLANÇOYU YALNIZ YATIRIMCI TUTMAMALI

Böyle bir sistem kurulacaksa bir şart daha gereklidir:

Doğrulama.

Yatırımcı elbette kendi verilerini sunmalıdır.

Ama sürdürülebilirlik bilançosunun güvenilirliği yalnız yatırımcının beyanına dayanmamalıdır.

İlgili kamu kurumları, akredite kuruluşlar ve gerektiğinde üniversiteler ölçümlerin doğrulanmasına katkı sağlamalıdır.

Veriler tarihsel olarak karşılaştırılabilir biçimde saklanmalı ve kamuya açık göstergeler sonradan sessizce değiştirilememelidir.

Sistem şu kadar açık olmalıdır:

Başlangıç Envanteri

Yatırım

Düzenli Ölçüm

Gerçekleşen Etki

Taahhütle Karşılaştırma

Telafi

Söküm/Rehabilitasyon

Nihai Bilanço

Kamuya Açık Sonuç

İşte o zaman sürdürülebilirlik bir reklam cümlesi olmaktan çıkar;

ölçülebilir bir kamu politikası haline gelir.

DEVLET YALNIZ İZİN VEREN DEĞİL, SONUCU İZLEYEN OLMALI

Bir yatırımın izin aldığı gün dosya kapanmamalıdır.

Asıl izleme o gün başlamalıdır.

Beş yıl, on yıl sonra dönüp bakabilmeliyiz:

Vaat edilen enerji üretildi mi?

İstihdam sağlandı mı?

Su kaynakları üzerindeki öngörüler gerçekleşti mi?

Çevresel yükümlülükler yerine getirildi mi?

Kaybedilen üretim kapasitesi telafi edildi mi?

Rehabilitasyon gerekiyorsa yapıldı mı?

Devletin görevi yalnız;

“Bu yatırım yapılabilir.”

demek değildir.

Devlet aynı zamanda yıllar sonra;

“Bu yatırımın gerçek sonucu bu oldu.”

diyebilmelidir.

Çünkü gerçek kamu yönetimi yalnız karar almak değildir.

Kararın sonucunu ölçebilmek ve hesabını topluma gösterebilmektir.

BUGÜNÜN KAZANCI, YARININ KAYBI OLMAMALI

Kalkınmak zorundayız.

Enerji üretmek zorundayız.

Teknoloji geliştirmek zorundayız.

Sanayileşmek zorundayız.

Ama bütün bunları yaparken başka bir şeyi daha başarmak zorundayız:

GELECEĞİ TÜKETMEDEN BUGÜNÜ BÜYÜTMEK.

Çünkü bazı kazançlar hemen görünür.

Elektrik üretilir.

Fabrika açılır.

Yol yapılır.

İstihdam oluşur.

Ama bazı kayıplar sessizdir.

Toprağın verimindeki azalma hemen fark edilmez.

Su biraz çekilir.

Mera biraz küçülür.

Bir üretici daha vazgeçer.

Bir tarla daha boş kalır.

Bir köy biraz daha yaşlanır.

Bunların hiçbiri tek başına büyük bir haber olmayabilir.

Ama yıllar sonra hepsini yan yana koyduğunuzda karşınıza çıkan şey;

bir ülkenin azalan üretim kapasitesi olabilir.

GELECEK NESİLLERE BORCUMUZ YALNIZ PARA DEĞİLDİR

Bir ülkenin gelecek nesillere bırakabileceği borç yalnız kamu borcu değildir.

Yerine koyamayacağımız toprağı tüketmek de bir borçtur.

Suyu tüketmek de…

Üretim kapasitesini tüketmek de…

Bir ekosistemin bütün değerini tek bir para rakamına çevirmek zorunda değiliz.

Ama hesabın iki tarafını görmek zorundayız:

Ne kazandık?

Ne kaybettik?

Neyi telafi ettik?

Geriye ne bıraktık?

Belki yıllar sonra çocuklarımız bize;

“Kaç megavat elektrik ürettiniz?”

diye sormayacak.

“Kaç milyar dolarlık yatırım yaptınız?”

diye de sormayacak.

Belki çok daha yalın ve çok daha ağır bir soru soracaklar:

“BİZE NE BIRAKTINIZ?”

İşte o gün göstereceğimiz bilanço yalnız para ve yatırım rakamlarından oluşmamalı.

Ne kadar enerji ürettiğimizi göstermeli;

ama ne kadar toprağı koruduğumuzu da.

Ne kadar karbon azalttığımızı göstermeli;

ama ne kadar suyu geleceğe bıraktığımızı da.

Kaç yatırım yaptığımızı göstermeli;

ama kaç üreticinin üretimde kalmasını sağladığımızı da.

Çünkü gerçek kalkınma;

bugünü büyütürken yarını küçültmemektir.

Gerçek sürdürülebilirlik;

enerji üretirken toprağı,

sanayileşirken suyu,

yatırım yaparken üreticiyi,

büyürken gelecek nesilleri

hesabın dışında bırakmamaktır.

Bu nedenle artık yalnız;

“Bu yatırım yeşil mi?”

diye sormak yetmez.

Asıl sorumuz şu olmalıdır:

“BU YATIRIMIN TÜRKİYE’YE TOPLAM NET FAYDASI NEDİR?”

Ve şeffaf bir kamu yönetiminde bu sorunun cevabını yalnız yatırımcı veya devlet bilmemelidir.

Vatandaş da görebilmelidir.

Çünkü üzerinde yaşadığımız toprak yalnız bugünün ekonomik değeri değildir.

Yarının sofrasıdır.

Yarının suyudur.

Yarının hayatıdır.

Ve belki de kalkınmanın en doğru ölçüsü, bugün ne kadar büyüdüğümüz değil;

BİZDEN SONRAKİLERE NE KADAR GELECEK BIRAKTIĞIMIZDIR.

Levent ZEBEK

Stratejik Sistem Mimarı / Yazar

KAYNAK NOTU

Bu yazıda ele alınan hukuki ve kamusal çerçeve bakımından; Türkiye Yeşil Taksonomisi düzenlemeleri, 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu, 4342 sayılı Mera Kanunu ile çevre, enerji, tarım ve coğrafi bilgi sistemlerine ilişkin ilgili kamu kurumlarının yayımladığı düzenleme ve veriler esas alınmıştır.

Yazıda geçen “Türkiye Sürdürülebilirlik Bilançosu”, “Yatırım Öncesi Başlangıç Envanteri”, “Neden İşlenmiyor Envanteri”, “Net Mera Kapasitesi Kaybı” ve “Yatırım Sonrası Nihai Bilanço” kavramları ise mevcut resmî uygulamaların adı olarak değil, sürdürülebilir yatırımların ekonomik, çevresel ve toplumsal sonuçlarının daha şeffaf ve ölçülebilir biçimde izlenebilmesi amacıyla yazar tarafından tartışmaya sunulan sistem ve kamu politikası önerileri olarak kullanılmaktadır.

#YeşilTaksonomi #TürkiyeSürdürülebilirlikBilançosu #TarımVeEnerji #LeventZebek #ÇevreVeKalkınma

İLK YORUMU SİZ YAZIN

Hoş Geldiniz

Üye değilmisiniz? Kayıt Ol!

Hemen Hesabını Oluştur

Zaten bir hesabın mı var? Giriş Yap!

Şifrenizi mi Unuttunuz

Kullanıcı adınızı yada e-posta adresinizi aşağıya girdikten sonra mail adresinize yeni şifreniz gönderilecektir.

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.