Yerli ve Milli Parti Gelibolu İlçe Başkanı levent Zebek, bir basın açıklaması yaptı. Zebek’in açıklaması şöyle: Bir mermi hedefini seçerken rütbe sormaz. Bir mayın patlarken sicil numarasına bakmaz. Bir şarapnel,..
Yerli ve Milli Parti Gelibolu İlçe Başkanı levent Zebek, bir basın açıklaması yaptı.
Zebek’in açıklaması şöyle:
Bir mermi hedefini seçerken rütbe sormaz.
Bir mayın patlarken sicil numarasına bakmaz.
Bir şarapnel, subayla eri birbirinden ayırmaz.
Öyleyse hepimizin cevaplaması gereken basit fakat ağır bir soru vardır:
Vatan için ödenen bedelin rütbesi yoksa, o bedelin karşılığındaki adalet neden statüye göre değişsin?
Bir an için bir hastane koridorunu düşünün.
Yan yana iki gazi oturuyor.
İkisi de aynı bayrağın altında görev yaptı.
İkisi de aynı vatan için hayatını ortaya koydu.
Belki biri gözünü, diğeri bacağını kaybetti.
Belki ikisinin bedeninde de ömür boyu taşıyacakları şarapnel parçaları var.
Belki geceleri hâlâ aynı patlamanın sesiyle uyanıyorlar.
Cephede kurşun onların rütbesini sormadı.
Fakat eve döndüklerinde karşılarına farklı statüler, farklı mevzuat hükümleri ve farklı sosyal güvenlik sonuçları çıkabiliyor.
İşte tartışmamız gereken mesele tam olarak budur.
GÜVENPARK’TAN YÜKSELEN SES
Ankara Güvenpark’ta seslerini duyurmaya çalışan er ve erbaş gazilerimizin taleplerini yalnızca bir maaş veya özlük hakkı tartışmasına indirgemek büyük bir hata olur.
Çünkü burada konuşulan yalnızca para değildir.
Burada konuşulan;
adalettir, hakkaniyettir, vefadır ve devletin kendisi için bedel ödeyen insanına karşı sorumluluğudur.
Gazilik sıradan bir mesleki statü değildir.
Bir bordro kalemi değildir.
Bir kadro derecesi hiç değildir.
Gazilik; insanın vatanı uğruna bedeninden, sağlığından ve geleceğinden ödediği bedelin millet hafızasındaki adıdır.
Bu nedenle gazilerimizin hakları değerlendirilirken elbette hukuki statüler, hizmet süreleri ve sosyal güvenlik sisteminin objektif ölçütleri dikkate alınacaktır.
Ancak benzer fedakârlıklardan doğan haklarda objektif ve makul gerekçesi bulunmayan farklılıkların toplumsal vicdanda oluşturduğu adalet sorusu da görmezden gelinmemelidir.
Çünkü eşitlik her durumda herkese aynı şeyi vermek değildir.
Hakkaniyet, benzer bedeller karşısında insan onurunu esas alan adil bir ölçü kurabilmektir.
MEVZUATIN AMACI ADALETİ GERÇEKLEŞTİRMEKTİR
Devlet elbette mevzuatla yönetilir.
Kamu personel sisteminin kuralları vardır.
Sosyal güvenlik sisteminin hesaplamaları vardır.
Bütçenin sınırları vardır.
Bunların hiçbirini yok sayamayız.
Fakat hukuk yalnızca maddelerden, fıkralardan ve cetvellerden ibaret değildir.
Hukukun nihai amacı adaleti gerçekleştirmektir.
Ağustos 2026 itibarıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde vazife malulü erbaş ve erler ile şehit yakınları ve gazilerimizin bazı ekonomik ve sosyal haklarının iyileştirilmesine yönelik çalışmaların bulunması önemlidir.
Bu iradeyi değerli buluyoruz.
Sorunun görülmesi ve çözüm yönünde adım atılması, devlet ciddiyetinin gereğidir.
Ancak mesele yalnızca bazı rakamların değiştirilmesinden ibaret görülmemelidir.
Çünkü rakamların arkasında insanlar vardır.
Dosyaların arkasında hayatlar vardır.
Kanun maddelerinin arkasında yarım kalmış bedenler, değişmiş hayatlar ve ailelerin taşıdığı görünmeyen yükler vardır.
Ve tam burada hukuk ile vicdanın aynı soruyu sorması gerekir:
Biz, kendisi için bedel ödeyen insanımıza karşı yeterince adil miyiz?
ACININ BORDROSU OLMAZ
Bir insan gözünü kaybettiğinde dünyası değişir.
Bunun rütbesi yoktur.
Bir insan bacağını kaybettiğinde hayatının geri kalanı yeniden şekillenir.
Bunun statüsü yoktur.
Bir insan silah arkadaşını yanında şehit verir ve o anın ağırlığını ömrünün sonuna kadar taşır.
Bunun maaş derecesi yoktur.
Acının bordrosu olmaz.
Fedakârlığın kadrosu olmaz.
Vatan uğruna kaybedilen bir uzvun rütbesi olmaz.
O halde şu soruyu sormaktan çekinmemeliyiz:
Aynı vatan uğruna benzer bedeller ödeyen iki gazinin, barış gününde farklı bir adalet duygusuyla karşılaşmasını nasıl açıklayacağız?
DEVLET SADECE BÜTÇE YÖNETMEZ, VEFA DA TAŞIR
Kamu kaynaklarının sınırsız olmadığını biliyoruz.
Devletin mali disiplinini koruması gereklidir.
Ancak bazı değerlerin karşılığını yalnızca bütçe cetvellerinde arayamayız.
Bir protezin maliyetini hesaplayabilirsiniz.
Bir sosyal hakkın yıllık bütçe karşılığını hesaplayabilirsiniz.
Bir maaş artışının Hazine’ye yükünü hesaplayabilirsiniz.
Peki bir insanın vatanı uğruna kaybettiği bacağın karşılığı nedir?
Bir gözün?
Bir elin?
Bir ömür taşınacak travmanın?
Evladının görevden artık eskisi gibi dönemeyeceğini gören bir annenin o ilk sessizliğinin?
Bunların muhasebesi yalnızca Hazine’nin defterinde değil, milletin vicdanında tutulur.
Çünkü devlet yalnızca bütçe yöneten bir mekanizma değildir.
Devlet aynı zamanda hafızadır, emanettir ve vefadır.
Güçlü devlet yalnızca sınırlarını koruyabilen devlet değildir.
Kendisini korurken yaralanan insanını da koruyabilen devlettir.
ŞİMDİ BÜTÜNCÜL BİR ÇÖZÜM ZAMANIDIR
Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde atılan ve atılacak olumlu adımları desteklemek gerekir.
Ancak artık meseleyi parça parça düzenlemelerin ötesine taşımanın zamanı gelmiştir.
Türkiye’nin, gazilerimizin haklarını açık, anlaşılır, sürdürülebilir ve hakkaniyet merkezli biçimde ele alan bütüncül bir Gazilik Kanunu perspektifini tartışması gerektiğine inanıyoruz.
Böyle bir düzenleme dört temel sütun üzerinde yükselmelidir:
Hakkaniyet:
Benzer koşullarda benzer bedeller ödeyen gaziler arasında objektif ve makul gerekçesi bulunmayan hak farklılıkları yeniden değerlendirilmelidir.
Sağlık ve rehabilitasyon:
Protez, ortez, tedavi, rehabilitasyon ve psikososyal destek süreçlerinde gazilerimizin bürokrasiyle mücadele etmek zorunda kalmadığı erişilebilir ve sürdürülebilir bir sistem kurulmalıdır.
Sosyal ve ekonomik güvence:
Gazilerimizin ve ailelerinin hayatlarını insan onuruna yaraşır biçimde sürdürebilmelerini sağlayacak uzun vadeli sosyal destek ve istihdam mekanizmaları güçlendirilmelidir.
Devlet güvencesinin sürekliliği:
Bir insan üniformasını çıkardığında devletin ona karşı vefa sorumluluğu sona ermemelidir.
Bunun için TBMM çatısı altında siyasi partilerin, ilgili bakanlıkların, SGK’nın, gazi ve şehit yakını kuruluşlarının, hukukçuların, sosyal güvenlik uzmanlarının ve sağlık profesyonellerinin katıldığı geniş kapsamlı bir çalışma yürütülmelidir.
Ve en önemlisi:
Gaziler hakkında karar verilirken gaziler yalnızca dinlenen taraf değil, çözümün oluşturulmasında söz sahibi olan taraflardan biri olmalıdır.
BU MESELE SİYASET ÜSTÜDÜR
Gaziler üzerinden siyasi kavga üretmemeliyiz.
Bu mesele iktidar-muhalefet meselesinin ötesindedir.
Çünkü siperde yan yana duran askerler birbirlerine hangi siyasi partiye oy verdiklerini sormaz.
Şehit tabutunun üzerindeki bayrak hiçbir siyasi partinin bayrağı değildir.
O bayrak hepimizindir.
Dolayısıyla bu meselede siyasi rekabet değil, millî mutabakat üretmek zorundayız.
Biz devletimizi suçlamak için değil, devletimizin adaletine güvenerek konuşuyoruz.
Çünkü güçlü devlet, ortaya çıkan sorunları görmezden gelen değil; gerektiğinde kendi mevzuatını daha adil, daha insani ve daha hakkaniyetli hâle getirebilecek iradeye sahip devlettir.
DEVLETİN EN BÜYÜK SÖZÜ
Bir genç üniformasını giyip annesinin elini öperek görev yerine giderken devlet ile arasında aslında yazılı olmayan büyük bir sözleşme kurulur.
O genç devlete şunu söyler:
“Gerekirse bu vatan için canımı ortaya koyacağım.”
Devletin cevabı da aynı derecede güçlü olmalıdır:
“Başına ne gelirse gelsin, seni ve aileni unutmayacağım.”
Bu sözleşmenin noter huzurunda atılmış imzası yoktur.
Resmî mührü yoktur.
Çünkü onun mührü kandır.
Ve bir devletin itibarı, kendisi için verilen söz tutulduktan sonra kendi sözünü ne kadar tuttuğuyla da ölçülür.
SON SÖZ
Bugün yapılması gereken bellidir:
Gazilerimizi dinlemek.
Mevzuattaki hakkaniyet sorunlarını yeniden incelemek.
Sağlık ve rehabilitasyon güvencelerini güçlendirmek.
Sosyal ve ekonomik hakları insan onuru temelinde değerlendirmek.
Ve Türkiye’ye gelecek kuşaklara bırakabileceğimiz bütüncül, sürdürülebilir ve adil bir Gazilik Kanunu kazandırmak.
Çünkü mesele yalnızca maaş değildir.
Mesele yalnızca mevzuat değildir.
Mesele vefadır.
Mesele adalettir.
Mesele devletin sözüdür.
Mermi rütbe sormadı.
Mayın statü seçmedi.
Şarapnel sicil numarasına bakmadı.
Toprağa düşen kanın üzerinde unvan yazmıyordu.
Öyleyse adalet de, vatan uğruna ödenen bedeli değerlendirirken insan onurunu ve hakkaniyeti esas almalıdır.
Çünkü;
VATAN İÇİN ÖDENEN BEDELİN RÜTBESİ OLMAZ.
Bir devletin büyüklüğü yalnızca sınırlarını nasıl koruduğuyla değil,
o sınırları korurken bedel ödeyen insanlarına savaş bittikten sonra nasıl sahip çıktığıyla da ölçülür.
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.