Son Dakika Haberler

Varlık İçinde Yokluk Kader mi?

Varlık İçinde Yokluk Kader mi?
Okunma : 28 views Yorum Yap

Elektriğe zam üstüne zam geliyor!
Doğalgazın vanası ise tamamen puştun elinde. Evlerimizi ısıtsa bile cüzdanlarımızı ve yüreklerimizi buz tutturuyor!
Vatandaş mutsuz, esnaf umutsuz, sanayici yüksek enerji giderleri nedeniyle kıvrım kıvrım kıvranıyor…
Bir tane bile yeni fabrikanın açılamadığı güzelim Türkiye’mizde işsizlik şaha kalkmış, üretim hainane icraatlarla bitirilmiş, mevcut çarklar ise zar zor dönüyor!
İyi de ne yapacağız?
Allah’ın da bizlere dediği gibi aklımızı kullanacağız.
Anahtar akılda.
Düşüneceğiz…
Çünkü insanoğlu her şeye düşünerek hayal ederek başladı. Önce düşündü, sonra gerçeğe dönüştürdü ve bu yönüyle dünyanın tek hâkimi oldu. Zaten insanı dünyadaki diğer mahlûkattan ayıran en önemli özellik de, onun düşünme ve muhakeme edebilme yeteneğidir.
Biz millet olarak, yerküre üzerinde tarihten önce vardık, inşallah tarihten mahşere kadar da var olmaya devam edeceğiz. Fakat bunu bir temenni olmaktan çıkarmak ve bundan sonra da tarih sahnesinde var olmaya devam etmek istiyorsak, her türlü araştırma ve geliştirme (ARGE) faaliyetlerine birinci sırada önem vermek zorundayız.
Çünkü dünün ve bugünün dünyasında gücü elinde bulunduran milletler; bunu sadece bilek, yürek ve iman gücüyle yapmadılar. Dikkat edilirse, hükümran milletleri diğer milletlerden ayıran en önemli özellik, (diğer değerlerin yanında) sahip oldukları ilmi ve teknolojik üstünlüktür.
Bilim ve teknoloji baş döndürücü bir hızla gelişmekte ve her geçen gün yeni yeni icatlar ortaya konulmaktadır. Bazı icatlar vardır ki, mucitlerini hâkim, rakiplerini de mahkûm yapmaktadır. 2’nci Dünya Savaşı’nın hemen öncesine rastlayan yıllarda bilim adamları, atomun parçalanabileceğini ve bu yolla çok büyük bir enerjinin açığa çıkarılabileceğini teorik olarak ispatladıklarında; Amerika’da hemen çok büyük bir proje başlatıldı.
Adı “Manhattan Projesi” idi.
Öyle büyük bir projeydi ki, sadece görevli teknisyen sayısı 20.000 kişiydi. Diğer bilim adamlarını, ustaları, lojistik tedarikçilerini ve şoförleri de katınca projenin büyüklüğünü varın siz düşünün…
Bu proje, yapılan büyük masrafların karşılığını kısa sürede verdi. Atom ve Hidrojen bombaları yapıldı ve bu bombalar Japonya’da kullanılmak suretiyle 2’nci Dünya Savaşı’nın sona ermesinde en önemli rolü oynadı. Bununla da kalınmadı, o günlerden bu yana ABD; eline geçirdiği bu teknolojik güç sayesinde, dünyaya hükmetmeye devam etmektedir. Günümüzde sürdürülen CERN Projesi de benzer bir projedir ve başarılı olması halinde CERN de sahiplerine inanılmaz üstünlükler sağlayacaktır.
Evet, Türkiye en kısa sürede nükleer gücü elde etmelidir. Fakat benim burada teklif edeceğim proje çok daha farklı bir şey.
Ucuz enerji…
Ucuz enerji için insanlık çok yönlü bir çaba göstermeye devam etmektedir, belli ilerlemeler de kaydedilmektedir. Fakat hiç kimse Türkiye olarak bizim sahip olduğumuz muazzam bir potansiyele sahip değildir.
Şimdiye kadar ucuz enerji elde edilmesine yönelik yapılagelen klasik uygulamaların dışına çıkılarak, daha farklı ucuz ve bol enerji elde etme yolları aranmalıdır.
Bana göre biz Türkler aslında çok şanslıyız. Çünkü Türkiye’nin önünde İstanbul ve Çanakkale boğazları yoluyla değerlendirebileceği çok büyük bir fırsat öylece durmaktadır. Aynı bir İngiliz atasözünün dediği gibi, su akmakta Türk de bakmaktadır.
Evet, dünyada birçok boğaz var, fakat dünyada İstanbul ve Çanakkale boğazlarından başka alt ve üst iki kuvvetli akıntıya sahip başka bir boğaz yok.
Akıntı…
İşte altın bu, Likit altın…
Boğazlarımızda çift yönlü cereyan eden muazzam bir akıntı var. Diğer bir deyimle, Karadeniz’in tamamı devasa bir baraj, boğazlarımız da elektrik türbinlerini koymamızı bekleyen savaklardır.
Ülkemize AKP’nin çılgın projeleriyle para, zaman ve diğer değerlerimizi hovardaca kaybettirmektense, derhal Manhattan Projesi gibi bir proje başlatılmalı ve boğaz akıntısıyla çalışan elektrik santralleri (tribünleri) kurulmasının yolları aranmalıdır. 1000 barajdan daha fazla fayda sağlayacak bu proje eğer gerçekleştirilebilirse, Türkiye; halkına bedava enerji sağlayan, Kafkasya’ya, Orta Doğu’ya, Balkanlara ve Avrupa ülkelerine enerji pazarlayan bir ülke haline gelecektir. İşte bu da bizim petrolümüz olabilir. Ülke içine bedava veya çok cüzi bir ücretle verilecek enerjinin, sanayi ve üretim üzerinde yapacağı olumlu patlamayı da siz hesaplayın.
Muazzam maddi getirilerinin yanı sıra, ülkemizin derelerinin, endemik bitki alanlarının, turizm alanlarının, su toplama havzalarının, yaban hayatının, tarım alanlarının, orman alanlarının kurtulması, her yere dikilmeye devam edilen devasa elektrik pervanelerinin yarattığı kirliliğinin yok edilmesi de cabasıdır.
Yapılacak tek şey, şimdiye kadar yapılmamış büyüklükteki tribünleri inşa edip, su sızdırmaz odacıklar içerisinde boğazların dibine yerleştirip orada çalıştırabilmektir.
Boğaz dibinde yerleştirilerek çalıştırılacak olan tribünler üstteki deniz trafiğini etkilemeyeceği gibi, olası bir savaş durumunda hava saldırısı vb. tehlikelerden tesislerin korunması da çok daha kolay olacaktır. Ayrıca kilometrelerce uzanan boğazlarımızın uygun yerlerine istenildiği kadar tribün konulabilme imkânı vardır.
Bu proje ülkemizi dünyanın elektrik devi, yani enerji devi yapabilecek bir projedir. Dolayısı ile enerjiyi elinde tutan, askeri ve siyasi gücü de elinde tutabilecektir. Üretim patlaması, istihdam patlaması ve güç patlaması hayal değildir. Diğer yandan, Türkiye’nin bu günlerde atılım yapmaya hazırlandığı milli elektrikli otomobil projesi bu projeyle birlikte çok daha anlamlı hale gelebilecektir.
Yürekten inanıyorum ki, günümüzün teknolojisi ile bunun yapılması mümkündür.
Üstelik ülkemizin Marmaray Tüneli projesi ile kazanmış olduğu tecrübe, bu projenin alt yapısını ve kaidesini oluşturmaya yeterlidir.
Siz Boğazlarımız üzerinden para mı kazanmak istiyordunuz?
Alın size muhteşem bir proje?
Üstelik çılgınca kanal falan açmanıza gerek yok.
Geliri mi?
Değil İstanbul’u, Edirne’den Ardahan’a kadar bütün ülkeyi ihya eder.